Bursaspor'un büyük umutlar bağlanan yeni transferi Pablo Batalla'yı taraftarlar henüz bir maçta izleme şansına sahip olamadılar...
Bursasporlular şimdilik Batalla'nın son olarak forma giydiği Deportivo Cali'de attığı birbirinden güzel golleri izlemekmekle yetirmek zorunda...
İZLEMEK İÇİN...
VE MUHTEŞEM BİR GOL DAHA...
Devamını okuyun...>>
31 Temmuz 2009
Altepe, stat içi sponsor arıyor!
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep ALTEPE
Özcan YAZICI
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, malum 10 gün kadar önce Almanya'ya giderek, yeni yapılan statları, özellikle de Schalke 04'ün stadı olan Veltins-Arena'yı incelemiş ve çok beğendiğini dile getirmişti.
Altepe Atatürk Stadı'nı yenilemek için hızlı hareket etmek istiyor ve hatta halen zemin etidü ve teknik proje hazırlıkları sürdürülen yeni stat için 14 Ekim'de oynananacak Türkiye-Ermenistan milli maçının hemen ardından işe koyulmak ve ilk kazmayı da vurmak istiyor.
İstemesine de hala stat inşaatı için gerekli kaynak bulunabilmiş değil.
Recep Altepe, bugün gazetecilerle sohbet ederken, bu sıkıntısını da aslında dolaylı olarak dile getiriyor. Schalke 04'ün stadı olan Veltins-Arena'nın yapımını örnek göstererek, yeni bir kaynak modeli geliştirmeye çalışıyor.
Bu model ise özetle şu: Sponsorluk...
Bursalı işadamlarına ve sanayicilere seslenen Altepe, "gelin bu işe el atın" çağrısında bulunuyor. Schalke 04'ün stadı için 152 sponsorun destekte bulunduğunu anımsatan Altepe, "Schalke 04 stadının 24 kapısında 48 sponsorun ismi var. Stadın, her köşesinde farklı bir sponsorun ismi yer alıyor. Yeni stadı için tüm kent birlik olmuş. Bizde ise 'Belediye yapacakmış, yapsınlar da görelim' anlayışı hakim. Bursa, bir marka kent olacaksa bu el birliğiyle olacak. Kentimizde dünya çapında organizasyonlar olacaksa bu, dünya standartlarında tesislerle mümkün olacak" diyor...
Bursa Valisi Şehabettin Harbut'la birlikte bazı büyük firmalarla görüşeceğini, Atatürk Stadı'nın yenilenmesinde, iş adamları ve sanayicilere sponsor olmaları çağrısında bulunacağını açıklayan Recep Altepe, anlaşılan başta Oyak Renault ve Tofaş olmak üzere, Bursa'nın kalbur üstü firma ve kuruluşlarını bu işin içine dahil etmeye çalışacak.
Bakalım, uzun yıllardır birleşemeyen ve ortak hareket edemeyen Bursalı sanayici ve işadamlarıyla, ne olursa olsun Bursaspor'a uzak duran Oyak Renault ve Tofaş gibi büyük firmaları Recep Altepe birleştirebilecek mi?
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Özcan YAZICI,
Recep Altepe,
Yeni Stat
Bursaspor yeni Gökhan Gönül vakaları istemiyor!..
Özcan YAZICI
Bursaspor, altyapıya yönelik yatırımlarını sürdürüyor. Bir süredir iyi bir tarama ekibi kurulduğunu söylemeliyiz. Altyapıda hemen her yaş grubunda takım oluşturan Bursaspor, son yıllara kadar kendi havzasından yeterince beslenemiyordu; ancak son 2-3 yıldır bu konuda önemli bir değişim yaşandı.
Öncelikle, Bursaspor yönetiminin önemli bir zihniyet dönüşümü yaşadığını ve sürece daha profesyonel ve kurumsal yaklaştığını söylemeliyiz.
Altyapıda görevli teknik kadrolar güçlendirildi. Bursa genelinde profesyonel liglerde ve amatör kümelerde yer alan klüplerle ilişkiler güçlendirildi. Bu klüplere ziyaretler gerçekleştirildi ve gönül bağının güçlendirilmesinin yanı sıra güçlü bir "iletişim ağı" kuruldu.
Hatta Bursaspor yönetimi bugünlerde düzenleyeceği "Köy Cup" ile Bursaspor sevgisini kentin kırsal kesimlerine kadar yaymaya ve yeni kaynaklar oluşturmaya başlamış durumda.
Öyle anlaşılıyor ki, en son örneği Yolspor'lu Gökhan Gönül'de yaşandığı gibi, yetenekli oyuncuların başka takımlara kolayca uçup gitmesine Bursaspor artık izin vermeyecek.
Eğer bir futbolcu kent dışında bir başka takıma gidecekse bunun çıkış kapısı mutlaka Bursaspor olacak.
"Göz göre göre" yetenekli bir futbolcunun alınıp götürülmesine izin verilmeyecek.
Ayrıca Bursaspor, altyapı açısından birkaç avantaja da sahip.
Bursaspor artık kendi kaynaklarını heba etmek istemediği gibi, başta çevre iller olmak üzere ülke genelindeki kaynakları da kendisine çekmek istiyor.
Yani, bir dönemin aksine futbolda "tersine göçü" başlatıyor.
Bunda da birkaç avantajı var doğrusu.
Bunlardan birincisi, Bursa dışında görev yapan Bursa kökenli teknik direktörlerin genç yetenekleri Bursaspor yönetimine ve teknik kadrolarına yönlendirmesi; ikincisi ise altyapıya ciddi yatırım yapması nedeniyle Zonguldaklı Muhammet Demir örneğinde olduğu gibi velilerin, teknik direktörlerin, menajerlerin ya da benzer kişi ve kurumların Bursaspor'u tercih etmesi...
Bütün bunları yazmamdaki neden, son olarak Bursa'nın amatör küme takımlarından Yeni Karamanspor'un iki genç oyuncusunun daha Bursaspor altyapısına kazandırılması oldu. 1996 doğumlu Batuhan OK ve Muhammed Said YILMAZ isimli iki genç futbolcu daha dahil edildi.
Haziran ayında da yine Yeni Karamanspor`dan 1995 doğumlu Halil Emre Dural(Stoper) ile Bursa amatör takımlarından Tunaspor`un 1994 doğumlu oyuncusu Yusuf Namdar(Forvet) alt yapıya transfer edilmişti.
Bunların yanı sıra, her yıl yüzlerce öğrencinin eğitim aldığı Bursaspor Futbol Okulu da hem çocukların sağlıklı gelişimine katkıda bulunuyor, hem de yetenekli çocukların erken dönemde keşfedilerek altyapıya kavuşturulması için fırsatlar doğuyor...
Bursaspor, 2000'lerin başında girdiği bunalımlı dönemlerinin ardından, doğru yolda ilerlediğine ilişkin bolca işaret veriyor...
Kim bilir, belkide Ertuğrul Sağlam'la teknik yönetimde istikrar kazanması ve yeni stadın da devreye girmesiyle Türkiye'nin Ajax'ının doğuşunun işaretleridir tüm bunlar...
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Altyapı,
Özcan YAZICI
Sırt reklamı niye ucuz?
Adnan BAŞTOPÇU
Futbol endüstrileştiğinden bu yana, isminin önüne, formasının üzerine ‘reklam almayan’ tek takım kaldı galiba!
Barcelona.
O da alıyor son tahlilde ama, ‘unicef’ten alıyor, insaniyet namına!
Bilabedel.
Sosyal sorumluluk projesi kapsamında.
Diyor ki bu haliyle dosta düşmana:
Benim formanın marka değeri o kadar yüksek, o kadar yüksek ki, üzerine başka bir firmanın adını yazıp bu marka değerini gölgeleyemem...
Eh, satıyorsa reklamsız formadan da herkesten fazla, haksız sayılmazlar çok fazla.
Şu haberi merak ediyorum yine de, acaba ne zaman okuyacağım diye.
‘Barcelona’da daha fazla dayanamadı!’
Barcelona başkanı filanca, X firmasının 500 milyon Euro’luk teklifi karşısında, ‘bizim dayanma gücümüz de buraya kadarmış’ buyurdu... (Küçük rüşvetleri geri çevire çevire sonunda voliyi vuran Sivas valisi efsanesi gibi)
Dedikten sonra, geçiyorum bizim takımın 100 bin TL karşılığında formaların arkasına yazmayı düşündüğü ‘ok.net’ konusuyla alakalı fikrime.
Efendim, geçende basında okudum. Takımlar artık formaların sırt tarafında da belli ebatları geçmemek kaydı ile reklam alabileceklermiş.
‘ok.net’ Bursaspor’a sırt reklamı için 100 bin TL önermiş.
Akabinde de demiş ki, ‘Başkası daha fazla verirse, onunla anlaşın, bizim para bu kadar, ancak bu kadarını verebiliyoruz’
Yaklaşım güzel. Güzel ve de enteresan.
Ve fakat akla takılıyor haliyle. Bursaspor gibi bir takımın formasının sırtına konacak ‘alameti farika’nın bedeli, çok ama çok daha fazla olması gerekmez mi?
Gerçi piyasa böyle.
Başka biri çıkıp da ‘benden 200 bin TL’ diyene kadar en azından fiyat bu.
O sırtın değeri şimdilik 100 bin TL.
Tek maçlık mı acaba diye sorasım geldi. 34 maç için 100 bin TL, maç başına 3 bin TL gibi bir para yapıyor ki, -kupa maçlarıyla daha da düşer- biraz daha beklense daha iyi bir teklif alınabilir gibi geliyor bana. (Karı boşamak kolay gerçi, bekara.)
Olay’ın dünkü sayısında okuduğum haber, şorta alınacak reklam için girişimlerin sürdüğünü, formaya alınacak tüm reklamlardan kulübün kasasına girecek paranın 1.5 milyon TL olduğuna ilişkindi.
Federasyon tarafından beraberliğe 150 bin TL, galibiyete 300 küsur bin TL verilen bir ortamda, şeytan diyor, ‘istemiyorum reklam meklam, ben ihtiyacım olan parayı bulurum toptan!’ de, geç... (Dedik ya, bekar ve karı meselesi...)
Devamını okuyun...>>
Futbol endüstrileştiğinden bu yana, isminin önüne, formasının üzerine ‘reklam almayan’ tek takım kaldı galiba!
Barcelona.
O da alıyor son tahlilde ama, ‘unicef’ten alıyor, insaniyet namına!
Bilabedel.
Sosyal sorumluluk projesi kapsamında.
Diyor ki bu haliyle dosta düşmana:
Benim formanın marka değeri o kadar yüksek, o kadar yüksek ki, üzerine başka bir firmanın adını yazıp bu marka değerini gölgeleyemem...
Eh, satıyorsa reklamsız formadan da herkesten fazla, haksız sayılmazlar çok fazla.
Şu haberi merak ediyorum yine de, acaba ne zaman okuyacağım diye.
‘Barcelona’da daha fazla dayanamadı!’
Barcelona başkanı filanca, X firmasının 500 milyon Euro’luk teklifi karşısında, ‘bizim dayanma gücümüz de buraya kadarmış’ buyurdu... (Küçük rüşvetleri geri çevire çevire sonunda voliyi vuran Sivas valisi efsanesi gibi)
Dedikten sonra, geçiyorum bizim takımın 100 bin TL karşılığında formaların arkasına yazmayı düşündüğü ‘ok.net’ konusuyla alakalı fikrime.
Efendim, geçende basında okudum. Takımlar artık formaların sırt tarafında da belli ebatları geçmemek kaydı ile reklam alabileceklermiş.
‘ok.net’ Bursaspor’a sırt reklamı için 100 bin TL önermiş.
Akabinde de demiş ki, ‘Başkası daha fazla verirse, onunla anlaşın, bizim para bu kadar, ancak bu kadarını verebiliyoruz’
Yaklaşım güzel. Güzel ve de enteresan.
Ve fakat akla takılıyor haliyle. Bursaspor gibi bir takımın formasının sırtına konacak ‘alameti farika’nın bedeli, çok ama çok daha fazla olması gerekmez mi?
Gerçi piyasa böyle.
Başka biri çıkıp da ‘benden 200 bin TL’ diyene kadar en azından fiyat bu.
O sırtın değeri şimdilik 100 bin TL.
Tek maçlık mı acaba diye sorasım geldi. 34 maç için 100 bin TL, maç başına 3 bin TL gibi bir para yapıyor ki, -kupa maçlarıyla daha da düşer- biraz daha beklense daha iyi bir teklif alınabilir gibi geliyor bana. (Karı boşamak kolay gerçi, bekara.)
Olay’ın dünkü sayısında okuduğum haber, şorta alınacak reklam için girişimlerin sürdüğünü, formaya alınacak tüm reklamlardan kulübün kasasına girecek paranın 1.5 milyon TL olduğuna ilişkindi.
Federasyon tarafından beraberliğe 150 bin TL, galibiyete 300 küsur bin TL verilen bir ortamda, şeytan diyor, ‘istemiyorum reklam meklam, ben ihtiyacım olan parayı bulurum toptan!’ de, geç... (Dedik ya, bekar ve karı meselesi...)
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Adnan BAŞTOPÇU,
Genel
Ellere var da bize yok mu?
Adnan BAŞTOPÇU
Turk Telecom stadı olacakmış adı, inşaatı süren şeyin Seyrantepe’de.
Demek ki bu iletişim firması ile yolların ayrılması zamanı geldi de geçiyor bile.
Rakibe katkı, bize acı demek çünkü her haliyle.
Fenerbahçe Ülker...
Yemeyeceğimiz bisküvinin, çikolatanın adı da bu olsun, bize katkı yapmayacağı sürece.
Galatasaray Cafe Crown! Buyrun size, içmeyeceğimiz bir tür nescafe.
Beşiktaş Cola Turka! Almayayım, az önce ‘I run ich team’, karışmasın!
Fenerbahçe Acıbadem! Ölsem tedavi olmam.
Avea yazıyor bazılarının formalarının önünde. Sağolun biz memnunuz Turkcell’den.
En azından forma reklamı veriyorlar bize de.
Devamını okuyun...>>
Turk Telecom stadı olacakmış adı, inşaatı süren şeyin Seyrantepe’de.
Demek ki bu iletişim firması ile yolların ayrılması zamanı geldi de geçiyor bile.
Rakibe katkı, bize acı demek çünkü her haliyle.
Fenerbahçe Ülker...
Yemeyeceğimiz bisküvinin, çikolatanın adı da bu olsun, bize katkı yapmayacağı sürece.
Galatasaray Cafe Crown! Buyrun size, içmeyeceğimiz bir tür nescafe.
Beşiktaş Cola Turka! Almayayım, az önce ‘I run ich team’, karışmasın!
Fenerbahçe Acıbadem! Ölsem tedavi olmam.
Avea yazıyor bazılarının formalarının önünde. Sağolun biz memnunuz Turkcell’den.
En azından forma reklamı veriyorlar bize de.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Adnan BAŞTOPÇU,
Genel
Şeref tribününün koltuk hırsızı!..
Adnan BAŞTOPÇU
Geçenlerde yazdığımız bir yazı ile üzdüğümüz belediye meclis üyesi mimar Osman Ayradilli ziyaretimize geldi. Uzun uzun konuştuk.
‘Sözkonusu’ yazı ve benzer yazılar nedeniyle Bursa’da yanlış anlaşıldığını söyledi.
Ve...
Ne kadar iyi Bursasporlu olduğunu (en azından şimdilik bana) anlatarak kanıtladı.
Herkes için ders mahiyetinde şu kadarını söyleyeyim:
Medya çağında yaşadığımıza göre, toplum önünde konuşanlar, ne anlattıklarından ziyade, toplumun bu anlatılanları nasıl algılayacağı konusuna azami dikkat göstermek zorundalar.
Aksi halde Ayradilli pozisyonuna düşmek ve ‘nasıl oldu da herkes beni yanlış anladı’ diye kara kara düşünmek olası.
Ayradilli, Bursa’ya yapılması düşünülen stat ile ilgili, hem derinlemesine bilgi sahibi, hem de çarpıcı değerlendirmeler yapacak kadar konunun içinde.
Sütun santim olanakları çerçevesinde, stat ile ilgili değerlendirmelerini, daha sonraki günlere bırakarak, geçelim ne kadar iyi Bursasporlu olduğu konusuna...
***
Eskiden beri tanıştığımız için direkt mevzuya girdi Ayradilli:
‘Bil bakalım, bugüne kadar Bursaspor’a 2.5 trilyon lira para kazandıran kişi kim?’
2.5 trilyon iyi para.
‘Varsa bile çok azdır böyle bir parayı Bursaspor’a kazandıran’ diye kem küm ederken biz, O anlatmaya başladı:
Yıllar önce Bursa Atatürk Stadında, VIP ve şeref tribünü yenilenmesi inşaatının mimarıymış. Bakmış, şeref tribünü olması gerekenden çok daha büyük.
Dönemin Bursa Valisi Orhan Taşanlar’a konuyu açmış.
‘Sayın Valim’ demiş, ‘müsaade ederseniz, buralardan bir miktar koltuk çalacağım!’
Vali Taşanlar anlamış Ayradilli’nin niyetini ve ‘bildiğin gibi yap’ demiş, başka deyişle bu sevimli hırsızlığa ‘yardım ve yataklık’ etmiş.
Ayradilli kolları sıvamış.
Önce şeref tribününün sağından ve solundan 2’şer sıra çalmış.
Akabinde kalan koltukları sıkıştırarak 1.5 sıra daha çalmış ve çaldığı toplam koltuk sayısını, 70’e çıkarmış. (Çaldığı koltukları nereye götürdü acaba? diye düşünen saf okur yoktur değil mi aramızda.)
Başka deyişle şeref tribününün her iki yanından VIP tribününe 70 koltuk eklemiş.
‘O zamanlar’ diyor Ayradilli, ‘VIP’in ön sıraları 6 milyar liraya, arka sıraları ise 2 milyar liraya satılıyordu, kulüp tarafından’
Tamam, biz ortalama 4 milyar diyelim.
Ve, 4 milyar ile 70 koltuğu çarpalım. Ne çıktı?
280 milyar lira.
Bursaspor’un kasasına bir sezonda Ayradilli marifetiyle giren para bu.
Bu düzenlemeden bu yana 9 yıl geçtiğine göre...
9 yıl çarpı 280 milyar, eşittir 2.5 trilyon lira.
İşte Osman Ayradilli’nin tek hareketle (şeref tribününden çalıp VİP tribününe kattığı koltuklar marifetiyle) Bursaspor’un kasasına koyduğu ‘cash’ para.
‘Bursaspor’a parasal yardım yapmak için ellerin cebe atılmasına gerek yok.
Projeyle, cin bir fikir marifetiyle, olmadı kurnazlık yaparak da bu kulübe para kazandırmak mümkün’ diye düşünenlere, buyurun, benim çok hoşuma gitti bu hikaye.
Devamını okuyun...>>
Geçenlerde yazdığımız bir yazı ile üzdüğümüz belediye meclis üyesi mimar Osman Ayradilli ziyaretimize geldi. Uzun uzun konuştuk.
‘Sözkonusu’ yazı ve benzer yazılar nedeniyle Bursa’da yanlış anlaşıldığını söyledi.
Ve...
Ne kadar iyi Bursasporlu olduğunu (en azından şimdilik bana) anlatarak kanıtladı.
Herkes için ders mahiyetinde şu kadarını söyleyeyim:
Medya çağında yaşadığımıza göre, toplum önünde konuşanlar, ne anlattıklarından ziyade, toplumun bu anlatılanları nasıl algılayacağı konusuna azami dikkat göstermek zorundalar.
Aksi halde Ayradilli pozisyonuna düşmek ve ‘nasıl oldu da herkes beni yanlış anladı’ diye kara kara düşünmek olası.
Ayradilli, Bursa’ya yapılması düşünülen stat ile ilgili, hem derinlemesine bilgi sahibi, hem de çarpıcı değerlendirmeler yapacak kadar konunun içinde.
Sütun santim olanakları çerçevesinde, stat ile ilgili değerlendirmelerini, daha sonraki günlere bırakarak, geçelim ne kadar iyi Bursasporlu olduğu konusuna...
***
Eskiden beri tanıştığımız için direkt mevzuya girdi Ayradilli:
‘Bil bakalım, bugüne kadar Bursaspor’a 2.5 trilyon lira para kazandıran kişi kim?’
2.5 trilyon iyi para.
‘Varsa bile çok azdır böyle bir parayı Bursaspor’a kazandıran’ diye kem küm ederken biz, O anlatmaya başladı:
Yıllar önce Bursa Atatürk Stadında, VIP ve şeref tribünü yenilenmesi inşaatının mimarıymış. Bakmış, şeref tribünü olması gerekenden çok daha büyük.
Dönemin Bursa Valisi Orhan Taşanlar’a konuyu açmış.
‘Sayın Valim’ demiş, ‘müsaade ederseniz, buralardan bir miktar koltuk çalacağım!’
Vali Taşanlar anlamış Ayradilli’nin niyetini ve ‘bildiğin gibi yap’ demiş, başka deyişle bu sevimli hırsızlığa ‘yardım ve yataklık’ etmiş.
Ayradilli kolları sıvamış.
Önce şeref tribününün sağından ve solundan 2’şer sıra çalmış.
Akabinde kalan koltukları sıkıştırarak 1.5 sıra daha çalmış ve çaldığı toplam koltuk sayısını, 70’e çıkarmış. (Çaldığı koltukları nereye götürdü acaba? diye düşünen saf okur yoktur değil mi aramızda.)
Başka deyişle şeref tribününün her iki yanından VIP tribününe 70 koltuk eklemiş.
‘O zamanlar’ diyor Ayradilli, ‘VIP’in ön sıraları 6 milyar liraya, arka sıraları ise 2 milyar liraya satılıyordu, kulüp tarafından’
Tamam, biz ortalama 4 milyar diyelim.
Ve, 4 milyar ile 70 koltuğu çarpalım. Ne çıktı?
280 milyar lira.
Bursaspor’un kasasına bir sezonda Ayradilli marifetiyle giren para bu.
Bu düzenlemeden bu yana 9 yıl geçtiğine göre...
9 yıl çarpı 280 milyar, eşittir 2.5 trilyon lira.
İşte Osman Ayradilli’nin tek hareketle (şeref tribününden çalıp VİP tribününe kattığı koltuklar marifetiyle) Bursaspor’un kasasına koyduğu ‘cash’ para.
‘Bursaspor’a parasal yardım yapmak için ellerin cebe atılmasına gerek yok.
Projeyle, cin bir fikir marifetiyle, olmadı kurnazlık yaparak da bu kulübe para kazandırmak mümkün’ diye düşünenlere, buyurun, benim çok hoşuma gitti bu hikaye.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Adnan BAŞTOPÇU,
Yeni Stat
Anderlecht, İstanbul gazetelerini de yendi!
Adnan BAŞTOPÇU
Hürriyet ve Sabah, tartışmasız bu ülkenin en önemli gazetelerinden ikisi.
Hürriyet’te, Sivasspor’un Anderlecht maçı ile ilgili tek satır yazı yoktu.
Dikkat buyurun, tek satır. Gazetenin hiçbir yerinde bu maçla ilgili bırakın tek satırı, tek harf bile yoktu.
Yani Hürriyet, bu maçı oynanmamış varsayıyordu.
Enteresan değil mi? Misal Bursa’da yaşayan bir Sivassporlusunuz.
Maçın ertesi gün açıyorsunuz gazeteyi.
Ve ara tara bir satır Sivasspor lafı bulamıyorsunuz!
Geçelim Sabah’a.
Sabah, kocaman bir sayfanın neredeyse üçte 2’sini ayırmış Sivasspor’a. ,
Kocaman 3 fotoğraf ve 3 tane de haber.
Ve fakat haberlerin hiçbirinin maçla ilgisi yok.
Çünkü 3 haber de maçtan önce yapılmış ve sayfaya konmuş.
Sayfayı yapan editör, ‘öyle bir sayfa hazırlayayım ki’ diye düşünmüş, ‘maçın skoru ne olursa olsun, yadırganmasın!’
Skor malum.
Anderlecht Sivas’a 5 çakınca, haberlerin alayı düşmüş ofsayta!
Birinci haber güya Bülent Uygun’un ağzından: ‘Her şey bitmedi’
Spotta şöyle diyor Uygun: ‘Bu takımı eleyecek güçteyiz’
Haberde de bol bol ‘sahamızda oynayacağımız maçın havası farklı olacak’ gibisinden laflar.
Çünkü editör 1-0, 2-0, bilemedin 3-1 gibi skorlar öngörmüş ona göre yapmış sayfayı.
Yine de kutluyorum editör arkadaşı: ‘Her şey bitmedi’ o kadar ‘üniseks’ bir başlık ki, Sivas 5 atsaydı ilk maçta, yine uyacaktı mevcut duruma! (5 attık ama ikinci maçta da dikkati elden bırakmayacağız manasında!)
Evet, ne diyorduk?
Hürriyet ve Sabah bu ülkenin en önemli gazetelerinden ikisi.
Biri hiç ver(e)medi maç haberini, diğeri, maç öncesi uydurdukları ile yetindi...
Her zaman söylerim, İstanbul gazetelerinin Bursa kalıplarındaki haberler, en bayat balıktan bile beterler...
Devamını okuyun...>>
Hürriyet ve Sabah, tartışmasız bu ülkenin en önemli gazetelerinden ikisi.
Hürriyet’te, Sivasspor’un Anderlecht maçı ile ilgili tek satır yazı yoktu.
Dikkat buyurun, tek satır. Gazetenin hiçbir yerinde bu maçla ilgili bırakın tek satırı, tek harf bile yoktu.
Yani Hürriyet, bu maçı oynanmamış varsayıyordu.
Enteresan değil mi? Misal Bursa’da yaşayan bir Sivassporlusunuz.
Maçın ertesi gün açıyorsunuz gazeteyi.
Ve ara tara bir satır Sivasspor lafı bulamıyorsunuz!
Geçelim Sabah’a.
Sabah, kocaman bir sayfanın neredeyse üçte 2’sini ayırmış Sivasspor’a. ,
Kocaman 3 fotoğraf ve 3 tane de haber.
Ve fakat haberlerin hiçbirinin maçla ilgisi yok.
Çünkü 3 haber de maçtan önce yapılmış ve sayfaya konmuş.
Sayfayı yapan editör, ‘öyle bir sayfa hazırlayayım ki’ diye düşünmüş, ‘maçın skoru ne olursa olsun, yadırganmasın!’
Skor malum.
Anderlecht Sivas’a 5 çakınca, haberlerin alayı düşmüş ofsayta!
Birinci haber güya Bülent Uygun’un ağzından: ‘Her şey bitmedi’
Spotta şöyle diyor Uygun: ‘Bu takımı eleyecek güçteyiz’
Haberde de bol bol ‘sahamızda oynayacağımız maçın havası farklı olacak’ gibisinden laflar.
Çünkü editör 1-0, 2-0, bilemedin 3-1 gibi skorlar öngörmüş ona göre yapmış sayfayı.
Yine de kutluyorum editör arkadaşı: ‘Her şey bitmedi’ o kadar ‘üniseks’ bir başlık ki, Sivas 5 atsaydı ilk maçta, yine uyacaktı mevcut duruma! (5 attık ama ikinci maçta da dikkati elden bırakmayacağız manasında!)
Evet, ne diyorduk?
Hürriyet ve Sabah bu ülkenin en önemli gazetelerinden ikisi.
Biri hiç ver(e)medi maç haberini, diğeri, maç öncesi uydurdukları ile yetindi...
Her zaman söylerim, İstanbul gazetelerinin Bursa kalıplarındaki haberler, en bayat balıktan bile beterler...
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Adnan BAŞTOPÇU,
Genel
30 Temmuz 2009
Mevlüt, PSG'de muhteşem başladı!...
Mevlüt Erdinç, Fatih Terim’in keşfiyle Milli Takım’a çağrıldı ve hala da çağrılıyor. Milli Takım’a sürekli çağıran Terim, zaman zaman şans verse de Mevlüt çoğu maçta saç baş yoldurdu.Terim, yine de Mevlüt’ü çağırmaya devam etti. Mevlüt geçen sezon, Sochaux’da attığı 11 golle, takımını küme düşmekten kurtardı.
Transferin gözdesi olduğu ve Paris St. Germain’e geçerek kariyerinde yeni bir dönem başlattı.
Türk Milli Takımı’na henüz damgasını vuramasa da Mevlüt’ün oyununu sürekli geliştirdiğini ve ne kadar iyi bir futbolcu olduğunu anlamak istiyorsanız, Fiorentina’yla oynatıkları ve 3-0 kazandıkları maçta attığı ilk gölü izlemenizi tavsiye ediyorum...
Kim bilir, yakın bir gelecekte Sercan ile Mevlüt’ü birlikte görev yaparken izlersek şaşırmayalım...
MEVLÜT'ÜN GOLÜNÜ İZLEMEK İÇİN...
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Milli Takım,
Özcan YAZICI
Bakalım Sercan’ın futbolu mu, yoksa Convette mi göz dolduracak!
Özcan YAZICI Sercan Yıldırım, Bursaspor’un son dönemde altyapıdan yetiştirdiği en önemli isimlerinden birisi. Yıllardır Milli Takımlar’ın hemen her yaş grubunda forma giydi ve yer aldığı her karşılaşmada da dikkat çekti.
Daha A takım kadrosuna girmeden yıldız adayı olarak yurt içinde ve yurtdışında birçok takımın tranfer dedikodusuyla anıldı.
2008-2009 sezonuna Samet Aybaba ile başlayan Bursaspor’da, Brezilya’dan getirilen yabancıların 3-4 ay içerisinde memleketlerine dönmeleriyle, Sercan gibi genç oyuncular için de önemli bir şans kapısı açıldı.
Devre arasında Ertuğrul Sağlam’ın da takımın yeni teknik patronu olmasıyla bu şans daha da güçlendi.
Bana kalırsa bu şansı Sercan Yıldırım, Volkan Şen, Serdar Aziz iyi değerlendirdi. Bu yıl için bu şans kapısının en büyük yıldız adayı da 18 yaşındaki Eren Albayrak olacak.
Yıllardır “geliyorum” diyen Sercan’ın geçen sezonki performansıyla “gelmesi”, kuşkusuz bütçesi büyük takımların da hemen ilgisini çekti. Haziran ayının neredeyse tamamı “Sercan Fenerbahçe’ye gidecek mi gitmeyecek mi” tartışmalarıyla geçti.
2011 yılına kadar sözleşmesi olan Sercan, perde arkasındaki pazarlıkların sona ermesiyle Bursaspor’da kaldı. İbrahim Yazıcı yönetimi, Sercan’ın sözleşmesini bir yıl daha uzatarak, transferde elini biraz daha güçlendirdi.
Öyle anlaşılıyor ki, Sercan’ın sözleşmesi uzatılırken, sözleşmesinde de iyileştirmeye gidildi.
Yazıcı yönetimi, mali konularda malum çok ketum. Sercan’ın aldığı ücreti bilmiyoruz; ama geçen yıla göre aldığı ücrette ciddi bir iyileştirmeye gidildiği anlaşılıyor.
Bunu nereden anlıyoruz?..
Bursaspor tesislerinin önünde park edilmiş olan Chevrolet Corvette’ten. Bugün gazetelerde çıkan haberlere göre, Sercan’ın yeni aldığı ve plakasını bile takmaya fırsat bulamadığı Corvette’in değeri 250 bin TL.
Sercan’a yeni aracı hayırlı olsun; dileriz kazasız belasız, mutlu mesut bir şekilde aracını kullanır.
Çalışıyor, kazanıyor ve sonuçta para onun; istediği gibi kullanma hakkına sahip.
Ama Sercan bana gelip, ne bileyim işte, “Abi iyi bir transfer ücreti aldım ya da abi bugüne kadar görmediğim kadar bir para geçti elime ne yapayım, nasıl kullanayım?” diye soracak olsaydı, ben de, “Vallahi de billahi de git Convette al” demezdim.
Bir kere “sen delikanlı adamsın, bu aracı altında tutamaz iki de bir polisten ceza yer, aracın maliyetini sürekli büyütürsün” derdim!
İşin şakası bir yana, derdim ne Sercan’ın aldığı para, ne de aldığı Convette...
Sercan’ın bu hamlesinden duyduğum tedirginlik!..
Maalesef Türkiye’de birçok genç yetenek mental alt yapısının yetersizliği nedeniyle kısa sürede kaybolup gidiyor. Kaybolmasa bile, potansiyeline ulaşamadan vasat futbolcu haline dönüşüyor.
Birçok meslek gibi futbol da futbol oynayanların mesleği, işi. Eğer mesleğinizi yeterince ciddiye almazsanız ve gelişim göstermezseniz kısa sürede sönüp gidersiniz.
En büyük tehlike, 18-19 yaşındaki bir futbolcunun, tecrübe kazanarak gelişimini tamamlamadan, “ben oldum, tamam artık” duygu ve düşüncesine kendisini kaptırması.
Maalesef Türk futbol tarihi genç yaşta biraz ilgi gören ve kısa sürede futbol yeteneklerini körelten futbolcularla dolu. İsteyen gidip Sergen Yalçın, Yusuf Şimşek ve Ceyhun Eriş’e sorabilir.
Erken yaşta hırs kaybı, doygunluk, özel yaşamda istikrarsızlık, kişisel iş disiplininden ve takım disiplininden uzaklaşma, odak kaybı ve dikkatin(ilginin) futboldan, yani saha içinden sosyal yaşama, yani saha dışına kayması genç yıldız adaylarını bekleyen en büyük tehlike.
Genç yaşta profesyonel sözleşmelere imza atan çok sayıda futbolcu, ne yazık ki, o erken yaşlarda zihinsel ve ruhsal açıdan da profesyonelleşemiyorlar...
Yoksa sorun ne Sercan’ın sözleşmesinin iyileştirilmesi, ne de Convette alması...
Hatta sorun Sercan’ın ne Bursaspor’da kalması ne de bir başka takıma transfer olması...
Sorun, Sercan’ın ışık saçan futbolunu yıllar itibariyle taçlandırıp daha iyi bir futbol oyuncusu olup olmayacağı...
Sorun futbol dünyasında spot ışıkların üzerinize dönmesiyle, futbol yeteneğinizin kaybolup kaybolmayacağı...
Şimdi spot ışıkları Sercan’ın üzerinde...
Geçen sezon parladı; bakalım bu sezon futboluyla ilerleyebilecek mi, yoksa...
Bekleyip görelim...
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Sercan Yıldırım
29 Temmuz 2009
Süper Lig çetin bir yarışa gebe...
Özcan YAZICI
İstanbul takımları her yıl transfer haberleriyle spor gündemini belirliyor. Ancak bu yıl gündemi Anadolu takımları da paylaşıyor. Siz bakmayın bu transfer haberleri, internet dışında İstanbul medyasında pek yer bulamıyor.
Yer buldukça da biraz üst perdeden kibir, küçümseme ve alayla yer buluyor.
Alın işte Ankaragücü’nün Vassel transferini. Görkemli bir karşılamayla Ankara’ya inen Vassel’in transferinde 15 günlük bir ara dönem yaşandı, bıyık altında küçümsemeli yorumların yapılmaya başladığı sırada Ankaragücü Vassel’e imzayı attırdı.
Şimdi de Galatasaray’dan ayrılması gündemde olan Nonda ve kaleci Aykut’un peşindeler.
Vassel’i Ankaragücü’ne getiren menajer, ayrıca Sol Campbell’ın da Ankaragücü’ne transferi için önemli yol kattetiklerini açıkladı. Yani 100. yılında Ankaragücü kayda değer tranferlerin altına imza atıyor.
Yalnızca başkent ekibi mi; alın işte Bursaspor, Eskişehirspor, hatta Kasımpaşa ses getiren isimleri kadrolarına dahil ediyorlar.
Bursaspor, Batalla, Ergic, Zapatocny, Hüseyin Cimşir, Turgay gibi önemli isimlere imza attırdı. Eskişehir, Ümit Karan, Youla’yı bonservisleriyle kadrosuna dahil etti.
Ligin yeni takımı Kasımpaşa, Ajax kökenli Boukhari, Keller, Ali Güneş gibi önemli isimleri kadroya dahil ederek artık ligte kalıcı olmak istediğini ciddi biçimde gösterdi.
Yine Kayserispor, Manisaspor, Gençlerbirliği, Denizlispor, Ankaraspor da, özellikle Avrupa’da top koşturan gurbetçi genç futbolcularla, Orta Avrupa takımlarından aldıkları isimleri henüz parlamamış yabancı genç oyuncular, Süper Lige damga vurmak için sessiz sedasız çalışıyorlar.
Yalnızca oyuncular açısından değil, teknik direktörler açısından da önemli isimler Türkiye coğrafyasına adım attı. Örneğin, Almanların önemli isimlerinden Thomas Doll Gençlerbirliği’ne Jürgen Röber Ankaraspor’un teknik direktörlüğünü üstlenerek, Süper Lig’e renk katmaya hazırlanıyorlar.
Özetle, son iki yıldır Sivasspor’la İstanbul sınırlarının dışına taşan futbol coşkusu, başta Bursaspor olmak üzere yeni sürpriz çıkışlara imza atacak takımlarla daha da heyecan kazanacak.
Hangi takıma kimler geldi, kimler gitti?
Devamını okuyun...>>
İstanbul takımları her yıl transfer haberleriyle spor gündemini belirliyor. Ancak bu yıl gündemi Anadolu takımları da paylaşıyor. Siz bakmayın bu transfer haberleri, internet dışında İstanbul medyasında pek yer bulamıyor.
Yer buldukça da biraz üst perdeden kibir, küçümseme ve alayla yer buluyor.
Alın işte Ankaragücü’nün Vassel transferini. Görkemli bir karşılamayla Ankara’ya inen Vassel’in transferinde 15 günlük bir ara dönem yaşandı, bıyık altında küçümsemeli yorumların yapılmaya başladığı sırada Ankaragücü Vassel’e imzayı attırdı.
Şimdi de Galatasaray’dan ayrılması gündemde olan Nonda ve kaleci Aykut’un peşindeler.
Vassel’i Ankaragücü’ne getiren menajer, ayrıca Sol Campbell’ın da Ankaragücü’ne transferi için önemli yol kattetiklerini açıkladı. Yani 100. yılında Ankaragücü kayda değer tranferlerin altına imza atıyor.
Yalnızca başkent ekibi mi; alın işte Bursaspor, Eskişehirspor, hatta Kasımpaşa ses getiren isimleri kadrolarına dahil ediyorlar.
Bursaspor, Batalla, Ergic, Zapatocny, Hüseyin Cimşir, Turgay gibi önemli isimlere imza attırdı. Eskişehir, Ümit Karan, Youla’yı bonservisleriyle kadrosuna dahil etti.
Ligin yeni takımı Kasımpaşa, Ajax kökenli Boukhari, Keller, Ali Güneş gibi önemli isimleri kadroya dahil ederek artık ligte kalıcı olmak istediğini ciddi biçimde gösterdi.
Yine Kayserispor, Manisaspor, Gençlerbirliği, Denizlispor, Ankaraspor da, özellikle Avrupa’da top koşturan gurbetçi genç futbolcularla, Orta Avrupa takımlarından aldıkları isimleri henüz parlamamış yabancı genç oyuncular, Süper Lige damga vurmak için sessiz sedasız çalışıyorlar.
Yalnızca oyuncular açısından değil, teknik direktörler açısından da önemli isimler Türkiye coğrafyasına adım attı. Örneğin, Almanların önemli isimlerinden Thomas Doll Gençlerbirliği’ne Jürgen Röber Ankaraspor’un teknik direktörlüğünü üstlenerek, Süper Lig’e renk katmaya hazırlanıyorlar.
Özetle, son iki yıldır Sivasspor’la İstanbul sınırlarının dışına taşan futbol coşkusu, başta Bursaspor olmak üzere yeni sürpriz çıkışlara imza atacak takımlarla daha da heyecan kazanacak.
Hangi takıma kimler geldi, kimler gitti?
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Özcan YAZICI,
Süper Lig,
Transfer
28 Temmuz 2009
Özlüce doldu taştı!
Özcan YAZICIBursaspor, beklendiği gibi, üç yeni transferine, Hüseyin Cimşir, Ivan Ergic ve Tomas Zapotocny'ye basın ve taraftarların huzurunda imza attırdı.
Özlüce Tesisleri'ndeki toplantı salonunda imza attırmak yerine son dönemlerde birçok klübün yaptığı gibi neden stat ya da tesislerindeki çim saha üzerinde özel platformlar hazırlanarak imza şovu gerçekleştirilmedi anlayamadım.
Çok sayıda Bursaspor taraftarının törene akın edeceği belliydi. Nitekim binin üzerinde taraftar törene gelince salon doldu taştı.
Ama taraftarın coşkusu ve yeni transferleri sahiplenmesi doğrusu görülmeye değerdi.
Yetenekleri ve tecrübeleriyle en üretken dönemlerinde Bursaspor'a imza atan Hüseyin, Ergic ve Zapo'nun taraftarla bu büyük buluşmasının ardından, iş artık teknik kadronun iyi bir helva yapmasına kalıyor.
İMZA TÖRENİYLE İLGİLİ VİDEOYU İZLEMEK İÇİN...
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Hüseyin Cimşir,
Ivan Ergic,
Özcan YAZICI,
Transfer,
Zapotocny
'Çok can yakarız’ çok can sıkıcı bir söz!
Özcan YAZICI
İstanbul merkezli futbol kültürü, medyada, futbol camiasında ve nihayetinde ülke genelinde hakim olalı beri, zihinlerin dışında bilinç altları da bir garip işliyor.
Bence bunun en iyi örneği, Anadolu takımları ve bu takımlarda oynayan futbolcuların, hatta o kentin taraftarları ve medya mensuplarının sıkça dile getirdiği “Bu yıl çok can yakarız” sözüdür.
Sanki, Anadolu klüpleri salt “can yakmakla” görevli ve canlarını yakacakları takımlar da belli: Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve eh işte bir de dış kulvardan gelen Trabzonspor!..
Anadolu klüpleri can yakıcı, isimleri anılan takımlar ise canları yakılacak takımlar!..
Ankaragücü, Kayserispor, Gaziantepspor, Bursaspor gibi bir takımda futbol oynayan bir futbolcu “Bu yıl çok can yakarız” diyorsa anlayın ki, bu yıl “İstanbul takımlarını yeneriz ve onlardan çok puan alırız” demeye çalışıyor.
İnsanın, “Eee, hepsi bu mu?” diye sorası geliyor...
Tek hedefin bu mu?
Bu bir bilinç altı faaliyeti ve yanılmıyorsam psikolojide buna “kabullenilmiş çaresizlik” deniyor; bir ezikliği ve daha yarışın başında yenilgiyi işaret ediyor.
Bakmayın siz, “Bu iş bütçe işi, paran varsa zirveye oynarsın” sözlerine, bu laflar da, bu zihniyet dünyasına salınan bir korkutmacadan ibaret.
Eğer bu mutlak kural olsaydı, geçen sezon Almanya’da Wolfsburg değil, Bayern Münih şampiyon olması gerekirdi!
“Kabullenilmiş çaresizlik”, Türk futbol dünyasına ve kültürüne sin(diril)miş vaziyette; adeta bu zihniyet ve bilinç altı otomatiğe bağlanmış durumda...
Soru: Bu yıl ligte ne yaparsınız?
Yanıt: Çok can yakarız!...
Hepsi bu...
Biz de temel sorun organizasyon yaratma yeteneğinin sınırlı olması.
Tabii ki, bütçe önemsiz, para önemsiz demek istemiyorum. Ama iyi bir yönetim, hedefleri tanımlanmış ve bu tanımlamaya uygun belirlenmiş teknik kadro, uygun ve uyumlu futbolcu kadrosu ve tüm bunları bütünleştirerek belli bir istikrar sağlayarak hedeflerde ısrar başarının da kilometre taşlarını döşeyen unsurlar.
Eğer bu yazdığım sizi yeterince ikna etmediyse, Türkiye futbolu için söyleyebileceğim en önemli noktaya geliyorum.
Ülke futbol sistemi içerisinde İstanbul klüpleri dışındaki klüplerin, yöneticilerinin, futbolcularının ve o kentlerin temel dinamiklerinin ufkunun daha baştan karartılmış olması bu “kabullenilmiş çaresizliğin” özünü oluşturuyor.
“Nasıl olsa bizim şampiyon yapmazlar ya da başarılı olmamıza izin vermezler” ön kabulüyle, futbolu yönetenlere, medyaya hakim olan yaygın uygulama ve tavırlara, kısacası Türk futbol sistemine duyulan derin güvensizlik, inançsızlığa ve üstelik hemen her yıl yaşanan tecrübelerle bu güvensizliğin teyit edilerek doğrulanmasına bakacak olursanız, yıllar içerisinde bu “kabullenilmiş çaresizliği” yaratan unsurların neler olduğunu da görürsünüz.
Belki de Sivasspor geçen yıl son iki üç haftada bu “kabullenilmiş çaresizliğin” kurbanı oldu; “çok can yaktı” ama bir Wolfsburg olmaya inanamadı. Çünkü on yıllardır örselenen adalet duygusuyla sistemin şampiyon olmaya izin vermeyeceğine ilişkin bilinç altı faaliyete geçti. Son 3 haftaya girilirken Sivasspor, evinde oynadığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ilk golü yiyince, o anda “kabullenilmiş çaresizlik” devreye girdi.
Anadolu’dan bir takım çıkıp şampiyon olana kadar da bu durum devam edecek maalesef.
Devamını okuyun...>>
İstanbul merkezli futbol kültürü, medyada, futbol camiasında ve nihayetinde ülke genelinde hakim olalı beri, zihinlerin dışında bilinç altları da bir garip işliyor.
Bence bunun en iyi örneği, Anadolu takımları ve bu takımlarda oynayan futbolcuların, hatta o kentin taraftarları ve medya mensuplarının sıkça dile getirdiği “Bu yıl çok can yakarız” sözüdür.
Sanki, Anadolu klüpleri salt “can yakmakla” görevli ve canlarını yakacakları takımlar da belli: Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve eh işte bir de dış kulvardan gelen Trabzonspor!..
Anadolu klüpleri can yakıcı, isimleri anılan takımlar ise canları yakılacak takımlar!..
Ankaragücü, Kayserispor, Gaziantepspor, Bursaspor gibi bir takımda futbol oynayan bir futbolcu “Bu yıl çok can yakarız” diyorsa anlayın ki, bu yıl “İstanbul takımlarını yeneriz ve onlardan çok puan alırız” demeye çalışıyor.
İnsanın, “Eee, hepsi bu mu?” diye sorası geliyor...
Tek hedefin bu mu?
Bu bir bilinç altı faaliyeti ve yanılmıyorsam psikolojide buna “kabullenilmiş çaresizlik” deniyor; bir ezikliği ve daha yarışın başında yenilgiyi işaret ediyor.
Bakmayın siz, “Bu iş bütçe işi, paran varsa zirveye oynarsın” sözlerine, bu laflar da, bu zihniyet dünyasına salınan bir korkutmacadan ibaret.
Eğer bu mutlak kural olsaydı, geçen sezon Almanya’da Wolfsburg değil, Bayern Münih şampiyon olması gerekirdi!
“Kabullenilmiş çaresizlik”, Türk futbol dünyasına ve kültürüne sin(diril)miş vaziyette; adeta bu zihniyet ve bilinç altı otomatiğe bağlanmış durumda...
Soru: Bu yıl ligte ne yaparsınız?
Yanıt: Çok can yakarız!...
Hepsi bu...
Biz de temel sorun organizasyon yaratma yeteneğinin sınırlı olması.
Tabii ki, bütçe önemsiz, para önemsiz demek istemiyorum. Ama iyi bir yönetim, hedefleri tanımlanmış ve bu tanımlamaya uygun belirlenmiş teknik kadro, uygun ve uyumlu futbolcu kadrosu ve tüm bunları bütünleştirerek belli bir istikrar sağlayarak hedeflerde ısrar başarının da kilometre taşlarını döşeyen unsurlar.
Eğer bu yazdığım sizi yeterince ikna etmediyse, Türkiye futbolu için söyleyebileceğim en önemli noktaya geliyorum.
Ülke futbol sistemi içerisinde İstanbul klüpleri dışındaki klüplerin, yöneticilerinin, futbolcularının ve o kentlerin temel dinamiklerinin ufkunun daha baştan karartılmış olması bu “kabullenilmiş çaresizliğin” özünü oluşturuyor.
“Nasıl olsa bizim şampiyon yapmazlar ya da başarılı olmamıza izin vermezler” ön kabulüyle, futbolu yönetenlere, medyaya hakim olan yaygın uygulama ve tavırlara, kısacası Türk futbol sistemine duyulan derin güvensizlik, inançsızlığa ve üstelik hemen her yıl yaşanan tecrübelerle bu güvensizliğin teyit edilerek doğrulanmasına bakacak olursanız, yıllar içerisinde bu “kabullenilmiş çaresizliği” yaratan unsurların neler olduğunu da görürsünüz.
Belki de Sivasspor geçen yıl son iki üç haftada bu “kabullenilmiş çaresizliğin” kurbanı oldu; “çok can yaktı” ama bir Wolfsburg olmaya inanamadı. Çünkü on yıllardır örselenen adalet duygusuyla sistemin şampiyon olmaya izin vermeyeceğine ilişkin bilinç altı faaliyete geçti. Son 3 haftaya girilirken Sivasspor, evinde oynadığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ilk golü yiyince, o anda “kabullenilmiş çaresizlik” devreye girdi.
Anadolu’dan bir takım çıkıp şampiyon olana kadar da bu durum devam edecek maalesef.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Genel,
Özcan YAZICI
Sercan'la ilgili dedikodular bitmiyor!...
Sercan Yıldırım'ı tranfer etmek için Fenerbahçe uzun süre uğraştı; ancak Sercan transferi gerçekleşmedi.Başkan İbrahim Yazıcı, "Türkiye'de bir klübe satmayacağız" diyerek, Fenerbahçe'nin trasfer girişimlerini sona erdirdi. Üstelik, Yazıcı, 2011'de sözleşmesi sona erecek olan Sercan'ın sözleşmesini 1 yıl daha uzatarak, Fenerbahçe'nin manevralarına karşılık vermiş oldu.
Sercan'ın transfer dedikoduları Fenerbahçe'yle başladı, ama Fenerbahçe'yle bitmedi. Sercan'ın 19 yaşaltı Avrupa Şapiyonası'ndaki performansı bir kez daha uluslararası piyasada isminin anılmasına neden oldu.
Vatan Gazetesi'nin bugün yayınladığı haber gerçekse, önümüzdeki aylarda da Sercan'la ilgili tranfer dedikodularını daha çok duyacağız demektir. Öyle anlaşılıyor ki, bu dedikodular ağırlıklı olarak yabancı klüpler etrafında dönecek.
İşte Vatan'ın yayınladığı bugünkü haber:
"Roni&Kaka yetmez, Sercan da gelsin!
R.Madrid, Chelsea, M.City ve Osasuna için çalışan menajerlik şirketi Sercan'ın yetki belgesini aldı
Tdarsfer sezonu içerisinde F.Bahçe’ye imza atma aşamasına kadar gelen Sercan Yıldırım, devlerin gözetiminde! Ukrayna’da devam eden 19 Yaşaltı Avrupa Şampiyonası’nda Fransa’yla 1-1 biten maçta attığı gol ve sergilediği futbolla ilgi odağı olan Bursasporlu futbolcu için bir İspanyol menajerlik şirketi devreye girdi. Gruptaki ilk maçta bencilliği sebebiyle kaybedilen İspanya mücadelesinin ardından çok eleştirilen 19’luk yıldız için Bursa’ya faksla başvuran İspanyollar, Sercan’ın yetki belgesini istedi. Şirketin çalıştığı kulüpler ise Real Madrid, Chelsea, Manchester City ve Osasuna.
FİYATI 8 MİLYON POUND
Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı’ya ulaşan yetkililer, Sercan’ın 8 milyon pound olduğunu öğrenirken, Yazıcı da dün Marmaris’te bulunan otelinden menajerlik şirketine yetki belgesini faksladı. Bu şirket, Sercan Yıldırım’ı çalıştıkları 4 dev kulüpten birine götürmenin peşinde..
Hatırlanacağı gibi F.Bahçe, Bursa Başkanı İbrahim Yazıcı’dan Sercan’ı resmen istemiş, Bursa cephesi 8 milyon Euro+3 oyuncu talep etmişti. Kanarya ise 5 milyon Euro’ya kadar çıkmış, fakat anlaşma sağlanamamıştı. Yazıcı da “Türkiye’de bir takıma satmayacağız” açıklamasıyla transfere noktayı koymuştu."
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Sercan Yıldırım,
Transfer Dedikoduları
27 Temmuz 2009
Zapotocny transferindeki soru işaretleri...
Özcan YAZICIZapotocny, bir aksilik olmazsa, yarın Hüseyin Cimşir ve Ivan Ergic'le birlikte taraftarlar ve basının önünde düzenlenecek törenle Bursaspor'a imza atacak.
Zapotocny'yi, Beşiktaş'a getiren Ertuğrul Sağlam'dı ve Bursaspor'a da imza atmasını isteyen de yine Sağlam oldu. Takımda seçeneğin bol olduğu stoper mevkiine transfer edilen Zapo'nun transferiyle ilgili hala birçok soru işareti var.
Örneğin, seçeneği bol olan bir mevkiiye (Ömer Erdoğan, Serdar Aziz, Tuna Üzümcü, Ramazan Sal, İbrahim Öztürk) Zapo neden transfer ediliyor?
Geçen sezon özellikle ikinci devre Beşiktaş'ta neredeyse hiç forma şansı bulamayan Zapo Bursaspor'da mevcut kadrodaki isimlerden daha iyi bir performans gösterebilecek mi?
Ya da soruyu şöyle sormak gerekiyor; Zapo, aynı mevkii için rekabet edeceği oyunculardan daha mı kaliteli ki transfer ediliyor?
Daha da önemlisi Zapo'nun Bursaspor'a transfer bedeli ne olacak ve bir yıllık kiralama karşılığı kaç lira ödenecek?
Bazı internet sitelerine göre (Goal.com) bir yıllık kiralama karşılığı Bursaspor yönetimi Zapo'ya 750 bin avro ödeyecek. Bazı söylentilere göreyse, Bursaspor, 400 bin avro ödeyecek, aradaki 350 bin avroyu ise Beşiktaş bu futbolcuya ödeyecek.
Yine deniyor ki, Beşiktaş Aydın Karabulut için Bursaspor'a ödemesi gereken 1 milyon doları Zapo transferiyle ilişkilendirmek istiyor?
Eğer ilk bilgi doğruysa, bu futbolcular arasında ciddi rahatsızlık yaratacaktır. Özellikle geçen yıldan kalan maç başı ödemeleri ve diğer transfer ödemeleri hala tam olarak yapılamamışken...
Herhalde yarınki imza töreninde gazeteciler bu soruları yöneticilere ve teknik direktöre soracaktır. Ama bana kalırsa, akçeli işlerde neredeyse basına ve kamuoluna hiçbir bilgi vermeyen Başkan İbrahim Yazıcı, yine özellikle transfer bedeliyle ilgili soruları ustaca geçiştirecektir.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Özcan YAZICI,
Zapotocny
Bursaspor istikrar yakalayabilecek mi?
Bursaspor, Avusturya kampını tamamlayarak ikinci hazırlık etabını da bitirmiş oldu. Takım, 9 Ağustos’ta başlayacak Süper Lig maçları öncesi üçüncü ve son hazırlık dönemini Bursa’da geçirecek.
Bursaspor’u bu yıl nasıl bir lig yarışı bekliyor?
Takım geçen yıla göre daha başarılı olabilecek mi?
Kadrosu güçlendi mi, yoksa hala yetersiz mi?
Takım iyi bir hazırlık dönemi geçirebiliyor mu?
Gelin bu sorulara yanıt aramaya çalışalım...
1.
Malum, futbol gibi bir takım oyununda iyi bir organizasyon ortaya çıkarmak ve daha da önemlisi istikrar sağlamak önemli. Bursaspor, İbrahim Yazıcı yönetimiyle devam ediyor. Geçen sezon ortasında göreve getirilen Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam’la da yola devam ediliyor ve daha 3 yıllık sözleşmesi var.
Taraftarın klüp yönetimi ve teknik direktörle yıldızı barışık. Bu klüp taraftar ilişkisi açısından bir uyumun göstergesidir ve moral değerler açısından önemli. Taraftar, yönetime ve teknik direktöre inanıyor ve güveniyor.
Zaman zaman transferlerle ilgili kulis dedikodular yayılsa da mevcut bütçe olanakları içerisinde klüp yönetimiyle teknik yönetim arasında bir uyum olduğu, bir güven ilişkisi oluştuğu gözleniyor.
Tüm bunlar Bursaspor markası etrafında iyi bir organizasyon yaratılmakta olduğuna ve istikrar açısından pozitif adımlar atıldığının işaretleri...
2.
Bursaspor, geçen sezona göre, futbolcu kadrosundan önemli sayılabilecek bir tek Mustafa Sarp’ı kaybetti. Kaleci Yavuz Eraydın, Volkan Bekiroğlu ve Romaschenko’nun ayrılması ise neredeyse kimseyi şaşırtmadı.
Buna karşılık Hüseyin Cimşir, Arjantinli Batalla, Sırp oyuncu Ivan Ergic, takımın önemli sıkıntı çektiği orta saha ve ön libero mevkiine çözüm olması için transfer edildi. Yine Pendikspor’dan alınan Ramazan Sal’ın stoper ve ön libero meviinde, Kayserispor’da bir çeşit doku uyuşmazlığı yaşayan Turgay Bahadır da forvet pozisyonun da iyi birer seçenek olacaklarını Avusturya’daki hazırlıklar sırasında gösterdiler.
Henüz bir karşılaşmada izleme şansını yakalayamadığımız Batalla ve Ergic, mevcut kariyer “kayıtları” ve online video sitelerindeki özet görüntüleriyle şimdilik umut vaadeden birer oyuncu. Eğer futbol kamuoyuna yansıyan özellikleri realize olursa ve uyum sorunu hızla çözülürse, takımın uzun süredir sıkıntı çektiği orta sahaya derman olabilirler.
3.
Geçen yılkı kadronun önemli isimlerinden Ömer Erdoğan, Ali Tandoğan, Sercan Yıldırım, Volkan Şen ve geçen sezon ortasında katılmasına rağmen takıma hızla uyum sağlayan Koreli Shin Rok’un tüm transfer girişim ve dedikodularına rağmen takımda tutulması yeni takviyelerle birlikte takımın birkaç adım daha ilerleyeceğinin göstergesi.
Deneyimli ve karakterli oyuncular olan Ömer, Ali gibi isimlerin yanına genç Sercan, Volkan ve Shin’in de geçen yıla göre daha deneyim kazanmış birer oyuncu olarak sezonu açacak olmaları Bursaspor’u biraz daha takım haline getirecek potansiyeli taşıyor.
Birçok yorumcu, bu yıl özellikle Ozan İpek, Serdar Aziz, Bekir Ozan Has ve hatta genç Eren Albayrak’ın oyunlarını geliştirecekleri ve kadroyu zorlayacak oyuncular olacaklarına da kesin gözüyle bakılıyor. Halil Zeybek ve Tuna Üzümcü ise beklenti içerisinde olunan, ancak sıçrama yapıp yapmayacakları konusunda ciddi soru işaretleri taşıyan oyuncular.
Yine haklarında hatırı sayılı soru işaretleri olan Gökhan Güleç, Veli Acar, Kemal Aslan, Mustafa Keçeli, Yenal Tuncer ve Brezilya’lı Dani’nin nasıl bir grafik çizecekleri ve takımdaki gelecekleri de merak konusu.
Shin’le birlikte geçen sezon ortası takıma katılan genç Brezilyalı Tadeu, İbrahim Öztürk’ün sakatlıkları ve Romen Krita’nın sağlık sorunları da klüp yönetimini ve teknik kadroyu düşündüren konular. Takıma en erken dönecek oyuncu olarak Tadeu gözüküyor.
Bana kalırsa şu anda Bursaspor’un en sıkıntılı olduğu pozisyon defasın solu. Burada Mustafa Keçeli’ye ciddi bir seçenek mevcut değil.
Takımın en sorunsuz bölgesi ise Ivankov’un varlığı ve Avusturya’da özgüven kazanan ve güven kazandıran Yavuz Özkan’la kale oldu.
4.
Bursaspor organizasyonu açısından başkaca önemli girişimler de var. Örneğin, klüp yönetiminin eski yıllara göre daha uyumlu bir yapıya kavuşması; Bursaspor TV’nin yayına başlaması; kent kurumları (özellikle Büyükşehir Belediyesi’yle) arasında uyumlu bir işbirliği döneminin başlamış olması; takıma ve kente sınıf atlatacak olan yeni stat konusunda düğmeye basılmış olması da istikrar açısından umut vaadeden gelişmeler.
5.
Bursaspor için bu yıl önemli bir gelişme daha var. Bursaspor ve kent, özellikle son 10 yıllık dönem baz alındığında hiçbir dönemde olmadığı kadar bu yıl lig yarışına huzurlu başlıyor. Yönetim kavgalarından arınmış, hırslı, çalışkan ve karakterli bir teknik direktörüyle takım ve taraftar arasında güven ve coşkuyla geleceğe umutla bakan bir Bursaspor organizasyonu kök salmaya başlamış durumda.
Bu nedenlerle Bursaspor bu yıl, geçen sezona göre daha başarılı olacaktır.
Bursaspor kendi organizasyonunda ilerleme gösterirken, rakipleri de boş durmadı kuşkusuz; ama bu durumu analiz etmek de artık başka yazıların konusu...
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Genel,
Özcan YAZICI,
Süper Lig
24 Temmuz 2009
33 binlik stat üzerine
Adnan BAŞTOPÇU
‘Bize 100 binlik stat lazım’ lafı yılların geyiği!.. Ama eski yılların! Şimdi akılcılık moda. Stat lazımsa, ne kadar olacağını, potansiyellere bakıp kararlaştıracaksın.
En arka sıralardan futbolcular bit gibi görünecekse, ne yapayım o zaman 80 binlik stadı?
Televizyon görüntülerinin daha cazip olduğu, HD, ultra HD (süper ultra HD’nin eli kulağında) döneminde yaşıyoruz beyler...
Futbol giderek televizyon eğlencesi haline geliyor abiler.
Bir dönem ‘High Definition’ yayınların yasaklanması bile gündeme gelmişti FİFA tarafından. Maksat, vatandaş maçları TV’den seyretmeye meyl ediyor, statlara gidecek personel bulunamıyor hesabı.
Öyleyse 50 dediler, sonra 45’e düştüler, şimdi de 33 deniyor, sürekli irtifa mı kaybediyoruz diye dertlenmenin alemi yok.
Sinema salonunda kongre yaparsın, çok hareketli geçer, acayip kalabalıktır ve de heyecanlı.
Aynı kongreyi Kapalı’da yaparsın, iki kat fazla adam geldiği halde sönük geçti sanırsın.
Çünkü ikincisinde yer yer boşluklar vardır ve heyecan azalır.
Dolayısıyla stadın koltuk kapasitesinden ziyade, doldurulabilir olması mühimdir.
Ve 33 bin asla ve kat’a küçük değildir!
En azından şimdikinin iki katı!)
Kaldı ki, çok koltuk çok para anlamına da gelmez kulüpçülük açısından. (Bkz. Fener, Galatasaray tribünleri)
Ve yine kaldı ki, uygun bir ‘farklı fiyat politikası’ ile 45 binlikten elde edeceğini, 33 binlikten de elde edebilirsin, kimseyi ‘çoluk çocuğun rızkını buraya yatırıyoruz’ diye bağırtmadan üstelik. (Bkz. NBA tribünleri. 250 dolara maç seyreden de var, 20 dolara da! Hatta Jack Nicholson’un yanı, sezonluk 18 bin dolara satılmış. ‘Maçta kimle birlikteydim bil bakalım’ hesabı, şerefiye!)
Biz bu işlerde yeniyiz. Daha epeyce zaman var, ‘Şu tribünden bilet alana devre arasında pideli köfte bedava, şuradan bilet alana maçtan sonra futbolcularla fotoğraf çektirme ekstra, şu biletlerden 3 tane alana bir forma hediye’ olaylarına girmemize.
Her yerin kendine özgü özellikleri de var ayrıca.
Misal şimdi buradan öneriyorum, bakalım ne diyecek uzmanlar, mimarlar vs.
Kapalı kale arkasına (Teksas) yapılacak tribünlere koltuk konmasın!
Nasılsa hiç oturmuyor arkadaşlar. Böylesi daha ekonomik ve ergonomik olmaz mı?
Koltuk konmazsa, kapasite de duruma göre, 33’den çıkar 35’e, bilemedin 37’ye...
Devamını okuyun...>>
‘Bize 100 binlik stat lazım’ lafı yılların geyiği!.. Ama eski yılların! Şimdi akılcılık moda. Stat lazımsa, ne kadar olacağını, potansiyellere bakıp kararlaştıracaksın.
En arka sıralardan futbolcular bit gibi görünecekse, ne yapayım o zaman 80 binlik stadı?
Televizyon görüntülerinin daha cazip olduğu, HD, ultra HD (süper ultra HD’nin eli kulağında) döneminde yaşıyoruz beyler...
Futbol giderek televizyon eğlencesi haline geliyor abiler.
Bir dönem ‘High Definition’ yayınların yasaklanması bile gündeme gelmişti FİFA tarafından. Maksat, vatandaş maçları TV’den seyretmeye meyl ediyor, statlara gidecek personel bulunamıyor hesabı.
Öyleyse 50 dediler, sonra 45’e düştüler, şimdi de 33 deniyor, sürekli irtifa mı kaybediyoruz diye dertlenmenin alemi yok.
Sinema salonunda kongre yaparsın, çok hareketli geçer, acayip kalabalıktır ve de heyecanlı.
Aynı kongreyi Kapalı’da yaparsın, iki kat fazla adam geldiği halde sönük geçti sanırsın.
Çünkü ikincisinde yer yer boşluklar vardır ve heyecan azalır.
Dolayısıyla stadın koltuk kapasitesinden ziyade, doldurulabilir olması mühimdir.
Ve 33 bin asla ve kat’a küçük değildir!
En azından şimdikinin iki katı!)
Kaldı ki, çok koltuk çok para anlamına da gelmez kulüpçülük açısından. (Bkz. Fener, Galatasaray tribünleri)
Ve yine kaldı ki, uygun bir ‘farklı fiyat politikası’ ile 45 binlikten elde edeceğini, 33 binlikten de elde edebilirsin, kimseyi ‘çoluk çocuğun rızkını buraya yatırıyoruz’ diye bağırtmadan üstelik. (Bkz. NBA tribünleri. 250 dolara maç seyreden de var, 20 dolara da! Hatta Jack Nicholson’un yanı, sezonluk 18 bin dolara satılmış. ‘Maçta kimle birlikteydim bil bakalım’ hesabı, şerefiye!)
Biz bu işlerde yeniyiz. Daha epeyce zaman var, ‘Şu tribünden bilet alana devre arasında pideli köfte bedava, şuradan bilet alana maçtan sonra futbolcularla fotoğraf çektirme ekstra, şu biletlerden 3 tane alana bir forma hediye’ olaylarına girmemize.
Her yerin kendine özgü özellikleri de var ayrıca.
Misal şimdi buradan öneriyorum, bakalım ne diyecek uzmanlar, mimarlar vs.
Kapalı kale arkasına (Teksas) yapılacak tribünlere koltuk konmasın!
Nasılsa hiç oturmuyor arkadaşlar. Böylesi daha ekonomik ve ergonomik olmaz mı?
Koltuk konmazsa, kapasite de duruma göre, 33’den çıkar 35’e, bilemedin 37’ye...
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Adnan BAŞTOPÇU,
Yeni Stat
23 Temmuz 2009
Turgay Bahadır gibisi, çok azdır
Adnan BAŞTOPÇU
Spor yapan, spor izleyen herkes bilir. Çabukluk kısalara özgüdür. Uzunların da avantajlı olduğu anlar ve yerler (Hava topu mücadelesi, ribaunt, yüzme, kornerden gelen topa kafa vurma vs) de vardır ama, çabukluk onlardan ıraktır genellikle.
100 metreci Usain Bolt, kırdı bu önyargıyı. Çünkü finişe en çabuk o geliyor genellikle, son tahlilde.
İngiliz futbolcu Peter Crouch da bir başka istisna. Beraber düştüğü defans oyuncusundan çabuk kalkıp bizim takımlardan birine attığı gol hala aklımda.
Bu girizgahtan sonra geliyor laf, çiçeği burnunda transferimiz Turgay Bahadır’a.
West Ham maçında nasıl ham yaptı defans oyuncusunu, gördünüz herhalde.
Yani aklım almıyor birader! Adam hem uzun, hem kıvrak, hem ayaklarına bu kadar hakim, hem çabuk, nasıl olabiliyor diye.
Hazırlık maçlarında gördüğüm ışık, Lig’de gözümüzü alacak, göz kamaştıracak hale gelmezse, işte buraya yazıyorum, ben bu futboldan anlamıyorum!
Bu çerçevede bir soru da şu tabii.
Böyle bir yeteneği nasıl tutamadı elinde Kayseri?
Başka deyişle, Fatih Terim’in ve Ertuğrul Sağlam’ın var ki mutlaka bir bildikleri!
Her ikisi de takımlarında oynatmak istiyorlar Turgay’ı.
Böyle bir yeteneği nasıl tutamadı elinde Kayseri?
Başka deyişle, Fatih Terim’in ve Ertuğrul Sağlam’ın var ki mutlaka bir bildikleri!
Her ikisi de takımlarında oynatmak istiyorlar Turgay’ı.
Bu sonbahar, kış ve ilkbaharda, en çok konuşulacak futbolculardan biri olacak diye düşünüyorum, Turgay Bahadır. Hem uzun, hem teknik, hem çabuk, hem kıvrak, bırakın futbolcuyu, sporcu bile çok azdır...
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Adnan BAŞTOPÇU,
Turgay Bahadır
Zapo transferi Sağlam’la yönetim arasında konuşulmadı mı?
Özcan YAZICIBeşiktaş’ın Çek futbolcusu Tomas Zapotocny ile Bursaspor’un anlaştığına ilişkin haberler bugün çok sayıda internet sitesinin en gözde haberleri arasında yar aldı. Olay Gazetesi’nin bugün spor sayfasından verdiği habere göre, Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam’ın bu transfer isteğine Başkan İbrahim Yazıcı biraz şaşırmışa benziyor.
Habere göre Başkan Yazıcı, “Araştırıyoruz ama bitmiş henüz bir şey yok. Ben kişisel olarak Zapo’nun oynadığı pozisyonda elimizde çok sayıda ve aynı kalitede oyuncu bulunduğuna inanıyorum. Ancak yine de hocamızın tercihine saygımız sonsuz” demiş. Bu sözler biraz garibime gitti...
Eğer bu transfer kesinleşir ve gerçekleşirse Bursaspor’da Zapotocny’nin oynadığı stoper mevkiinde İbrahim Öztürk, Serdar Aziz, Tuna Üzümcü, bu yıl Pendikspor’dan alınan Ramazan Sal, kaptan Ömer Erdoğan, Avusturya kampına götürülen PAF takımı oyuncusu genç Anıl gibi isimlerle zengin bir kadro oluşmuş olacak.
Gerçekten de bir mevkii için göz ardı edilemez bir yığılma olduğu gözleniyor. Ancak, Teknik Direktör Sağlam’ın neler hesap ettiğini ve nasıl bir kadro bütünlüğü düşündüğünü herhalde önümüzdeki birkaç hafta içinde görmüş olacağız. Zapo gelecekse, kimlerin gözden çıkarılacağı herhalde üç beş gün içerisinde belli olacak.
Bu transferle ilgili asıl ilginç olan, Başkan Yazıcı’nın “aynı kalitede ve çok sayıda oyuncu” vurgusu yaparak açıklamada bulunmuş alması. Sağlam istediyse ve yönetim de bu konuyu Beşiktaş’la ve oyuncuyla görüşerek belli bir aşamaya getirdiyse, sonra Başkan’ın kalkıp basına Sağlam’a yönelik üstü örtülü eleştiri sayılabilecek bir açıklamada bulunması dikkat çekici doğrusu.
En azından, transfer görüşmeleri öncesi, “Ey hoca, böyle bir transfer istiyorsun ama, Zapo kalitesinde aynı mevkide çok oyuncu var, neden böyle bir transfer istiyorsun?” diye sormuş olması ve hocanın da yönetimin bu sorusunu “makul” biçimde yanıtlamış olması gerekir.
Eğer, Yazıcı’nın açıklaması doğruysa, ortaya çıkan tabloya göre yönetimle hoca arasında sanki bir iletişimsizlik varmış gibi bir fotoğraf ortaya çıkar ki, bu da hoş olmayan bir fotoğraf olur.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Özcan YAZICI,
Zapotocny
Kerekes'in unutamadığı an...
Adnan BAŞTOPÇU
Bursasportv.com’un genel müdürü Mehmet Gerçeksi, büyük bir gazetecilik başarısına imza attı ve Avusturya’da, bir dönemin Bursasporlu futbolcusu Atilla Kerekes ile harika bir röportaj yaptı. Buram buram nostalji kokan, futboldaki 20-25 yıllık değişimi ve dönüşümü gözler önüne seren, bir yığın insani mesaj da barındıran röportajı kah gülümseyerek, kah hüzünlenerek izledik.
Özellikle Apolyont Gölü’nde boğularak ölen Tulipan ve eşine ilişkin bölümde ağlamamak için kendimizi zor tuttuk.
Altı çizilesi bir çok bölüm olan röportajda (misal Kerekes Macar milli takımının yıldızlarından biri olmasına karşın Bursaspor’a sadece 30 bin dolara gelmiş) benim en çok dikkatimi çeken, Kerekes’in bir soruya verdiği yanıttı.
Mehmet Gerçeksi Türkiye’den ve Bursa’dan futbola ilişkin unutamadığı bir an’ı sordu.
Ne söyler böyle bir durumda eski futbolcu?
Kupa kaldırdık der, gol attım der, penaltı kaçırdım der, topum direkten dönmeseydi falan der değil mi?
Kerekes bir Fenerbahçe maçını unutamadığını söyledi. Fener şampiyonluğa gidiyor. Bursaspor’un ise hiçbir amacı yok. Maç 0-0 berabere. 86. dakika oynanıyor. Eğer skor böyle devam ederse, Fenerbahçe şampiyon olamayacak.
Ve hakem çıkıyor sahneye. Tamamen uydurma bir düdük ve penaltı.
Fenerbahçe’yi şampiyon yapıyor bu düdük!
Benzeri yüzlerce kez yaşanmış bir olay bu, Türk futbolunda. 3 büyükler ile ilgili böyle bir haksızlık, adaletsizlik listesi yapılsa, eminim buradan Fizan’a yol olur.
Ama bakın. Buyurun bakın! İnsanın içindeki ‘adalet duygusu’ öyle acayip bir şey ki, çeyrek yüzyıl da geçse unutulmuyor, ilk o anımsanıyor!
O maç berabere bitseydi Bursaspor açısından da, Kerekes açısından da değişen pek bir şey olmayacaktı.
Yine de o maçı ve 86. dakikada çalınan o uydurma penaltıyı anımsıyor Kerekes. Kafasındaki soru işaretine mantıklı bir yanıt bulamamış 25 yıl boyunca!
Neden acaba?
Benzerlerini çok yaşadık, kanıksadık, bizim için vaka-ı adiye tamam ama, Türkiye’de sadece 2 yıl oynamış bir futbolcu, o anı unutamıyor, o anı anımsıyor, enteresan değil mi?
Sarsılan adalet duygusu böyle bir şey işte. Ömür boyu peşinde gezer insanın.
Fenerbahçe için söylemiyorum, ortaya söylüyorum, herkesi düşünmeye davet ederek:
Çalıntı şampiyonluklar da rahatsız ediyor mudur acaba vicdanları? Onlar da unutulmuyor olabilir mi böyle?
MEHMET GERÇEKSİ'NİN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ÖZEL RÖPORTAJ:
Devamını okuyun...>>
Bursasportv.com’un genel müdürü Mehmet Gerçeksi, büyük bir gazetecilik başarısına imza attı ve Avusturya’da, bir dönemin Bursasporlu futbolcusu Atilla Kerekes ile harika bir röportaj yaptı. Buram buram nostalji kokan, futboldaki 20-25 yıllık değişimi ve dönüşümü gözler önüne seren, bir yığın insani mesaj da barındıran röportajı kah gülümseyerek, kah hüzünlenerek izledik.
Özellikle Apolyont Gölü’nde boğularak ölen Tulipan ve eşine ilişkin bölümde ağlamamak için kendimizi zor tuttuk.
Altı çizilesi bir çok bölüm olan röportajda (misal Kerekes Macar milli takımının yıldızlarından biri olmasına karşın Bursaspor’a sadece 30 bin dolara gelmiş) benim en çok dikkatimi çeken, Kerekes’in bir soruya verdiği yanıttı.
Mehmet Gerçeksi Türkiye’den ve Bursa’dan futbola ilişkin unutamadığı bir an’ı sordu.
Ne söyler böyle bir durumda eski futbolcu?
Kupa kaldırdık der, gol attım der, penaltı kaçırdım der, topum direkten dönmeseydi falan der değil mi?
Kerekes bir Fenerbahçe maçını unutamadığını söyledi. Fener şampiyonluğa gidiyor. Bursaspor’un ise hiçbir amacı yok. Maç 0-0 berabere. 86. dakika oynanıyor. Eğer skor böyle devam ederse, Fenerbahçe şampiyon olamayacak.
Ve hakem çıkıyor sahneye. Tamamen uydurma bir düdük ve penaltı.
Fenerbahçe’yi şampiyon yapıyor bu düdük!
Benzeri yüzlerce kez yaşanmış bir olay bu, Türk futbolunda. 3 büyükler ile ilgili böyle bir haksızlık, adaletsizlik listesi yapılsa, eminim buradan Fizan’a yol olur.
Ama bakın. Buyurun bakın! İnsanın içindeki ‘adalet duygusu’ öyle acayip bir şey ki, çeyrek yüzyıl da geçse unutulmuyor, ilk o anımsanıyor!
O maç berabere bitseydi Bursaspor açısından da, Kerekes açısından da değişen pek bir şey olmayacaktı.
Yine de o maçı ve 86. dakikada çalınan o uydurma penaltıyı anımsıyor Kerekes. Kafasındaki soru işaretine mantıklı bir yanıt bulamamış 25 yıl boyunca!
Neden acaba?
Benzerlerini çok yaşadık, kanıksadık, bizim için vaka-ı adiye tamam ama, Türkiye’de sadece 2 yıl oynamış bir futbolcu, o anı unutamıyor, o anı anımsıyor, enteresan değil mi?
Sarsılan adalet duygusu böyle bir şey işte. Ömür boyu peşinde gezer insanın.
Fenerbahçe için söylemiyorum, ortaya söylüyorum, herkesi düşünmeye davet ederek:
Çalıntı şampiyonluklar da rahatsız ediyor mudur acaba vicdanları? Onlar da unutulmuyor olabilir mi böyle?
MEHMET GERÇEKSİ'NİN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ÖZEL RÖPORTAJ:
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Adnan BAŞTOPÇU
21 Temmuz 2009
Bursa’ya 35 bin, Barselona’ya 150 binlik stat!
Özcan YAZICI
Bursaspor, mevcut stadının yerinde 35-40 bin kişilik yeni bir stat inşaa etmenin uğraşını veriyor bugünlerde. Maliyeti ise tam olarak belli değil.
Yeni, modern bir stat Bursa kentine, Bursaspor’a, taraftara çağ atlatacağı kesin. Daha insani, daha keyifli bir ortamda maçların oynanacağı ve izleneceği bir gerçek.
Bursa’yı saran yeni stat heyecanı Türkiye’nin, hatta dünyanın başka kentlerinde de yaşanıyor.
Örneğin bugün bazı gazetelerde Barcelona'nın 150 bin kişilik, üstelik deniz üzerine yeni bir stat projesini hayata geçirmeye hazırlandığını okudum. Maliyetini duyunca dudağım uçukladı: 1 milyar euro!...
Real Madrid, tek bir futbolcuya, Ronaldo’ya 90 milyon euro’nun üzerinde bir bonservis bedeli ödeyerek transfer ediyor, Chelsea çılgın paralarsa transfer yapıyor, Manchester City yine büyük paralarla Adaboyor, Tevez gibi önemli isimlere imza attırıyor. İnter ve Barcelona, E’too ve İbrahimoviç’i bol sıfırlı rakamlar karşılığında transfer masasına yatırıyor.
Yayıncı kuruluşlar sisteme büyük fonlar aktarıyor ve daha da önemlisi Real Madrid, Barcelona, Liverpol, Milan, Manchester United gibi takımlar artık ülke sınırlarını da aşarak küresel takımlar haline dönüşüyor.
Ben çevremde Turkcell Süper Lig maçlarını bir kenara bırakıp, Digitürk, D-Smart, NTV Spor, TV8, Kanal 24 Gibi TV’den İngiltere, Almanya, İspanya, Arjantin, Brezilya, hatta Portekiz, Fransa ligi maçlarını izleyen kişiler tanıyorum.
Haliyle Barcelona’ya gidip, Barcelona’nın bir maçını izlemeden gelmek artık ayıp karşılanıyor. Manchester United, ülke dışı seferlere çıkıyor ve fanatiklerin izdihamlarıyla oynayacakları maçtan çok şovlarla kameralara yansıyor.
Satılan formalar ve klüp logolu ürünlerden gelen paralar ise cabası...
Bursa'ya yapılması planlanan yeni stat projesi...
Özellikle transferlerde devasa rakamların dönmesi UEFA Başkanı Platini’yi bile çileden çıkarıyor. Bir futbolcuya 90 milyon euro bonservis bedeli ödenebiliyor.
İnsan “bu kadar paraya kaç ticari işletme kurulur ve kaç kişi istihdam edilir acaba?” diye kendi kendine sormadan edemiyor.
1 milyar euro’ya eğer bir stat yapıyorsanız, yine insan “bu kadar paraya birkaç otomobil fabrikası kurulur ve binlerce insan da buralarda çalışır” diye düşünüyor.
Oysa bugünlerde ABD’de ve Avrupa’da otomobil fabrikaları kriz nedeniyle satış yapamıyor ve kapılarına birer birer kilit vuruyor, insanlar işlerini kaybediyor.
Real Madrid, Bercelona, Menchester United, Chelsea, Milan, İnter gibi takımlar ise birer ticari işletmeye dönüşerek, futbolu çoktan yeşil sahaların çok ötesine taşıyorlar ve küresel markalar yaratıyorlar.
Platini “çıldırıyor” ama, işletme yöneticisine dönüşen klüp yöneticileri birer “çılgın” olamaz!..
Futbol markaları yeni çağın, yeni fabrikalarına dönüşüyor. Otomobil üreten fabrikalar kapanıyor, futbol oyunu ise sürekli büyüyor. Yalnızca sahaya çıkan 11’ler değil, ama yeşil çimler üzerinde top koşturan bu insanların etrafında dönen birçok sektöre iş ve hizmet üreten binlerce kişi de bu oyundan ekmek kazanmaya başlıyor.
1 milyar euro’ya bir stat yapıyorsanız, bu bir “projenin” parçası; bunu kat be kat aşan bir geliri hedefliyorsunuz demektir.
Eğer, Real Madrid, Ronaldo’ya 90 milyon euro ödüyorsa, bu para, gerçekten bu futbolcunun değeri olduğu için değil, ama bu kadar para ödenerek, bu futbolcu etrafında yaratılan bir küresel marka çalışmasıdır. Yalnızca bir hafta içerisinde dünya medyasında “Real Madrid Ronaldo’ya tam 90 milyon euro ödedi” haberleri, bu futbolcuya ödenen paranın önemli bir kısmını karşılayacak bir reklam harcamasına değer de oldu.
Bana kalırsa 90 milyon euro nominal (geçerli) bir maliyet, oysa reel (gerçek) maliyet çok daha düşük.
Futbol bir oyun. Futbol topunun peşinde koşan oyuncular bu oyunun görsel birer parçası.
Ama artık gerçek oyun, sahanın dışında oynanıyor. Logolu ürünleriyle, bilgisayar oyunlarıyla, kredi kartlarıyla, alışveriş merkezleriyle, bahis oyunları, internet, iletişim ve TV yayınlarıyla hemen her sektörün parçası haline geldi, futbol denen bu oyun...
Sözü şuraya getirmeye çalışıyorum. Bursaspor, 35-40 bin kişilik yeni, modern bir statla bir adım ileri adım atmaya çalışırken, yetişmeye çalıştığı özellikle Avrupa’da birçok klüp ise bulundukları yerden birkaç adım daha ileri adım atıyor.
Futbol, yalnızca futbol takımına ve futbolculara bırakılamayacak bir hal alıyor. Kentler ve takımlar ekonomik ve temsil ettikleri değerlerle birer markaya, imaja dönüşüyor. Bu marka değeri turizmden, ulaşıma, tekstilden, finansa çok sayıda sektörün de büyümesine etki ediyor.
Futbol, ekonomisi, kültürü, siyaseti ve şovlarıyla yer kürede yeni rüzgarlar yaratırken, yeni statlar birer mabede dönüşüyor ve maçlar ise yalnızca birer ritüel...
Dernekler Yasası’yla klüp yöneten takım yöneticileri ve kent insanları bunların ne derece farkında merak ediyorum. En azından Bursa’da yeni bir stat inşaatına girişilmiş olması bir şeylerin değişmeye başladığının işareti.
Ama nihayetinde sormamız gereken soru şu:
Bugün itibariyle Bursa ve Bursaspor’un marka değeri ne?
Devamını okuyun...>>
20 Temmuz 2009
Marx, Adorno, Sartre hayranı bir Bursasporlu: Ergic
"Bursaspor'un yeni transferi Ivan Ergic, aslında alışık olmadığımız türden bir oyuncu. Yakalandığı psikolojik rahatsızlık nedeniyle Juventus'un kapısından dönen Ergic, Frankfut Okulu düşünürlerinin yanısıra Jean-Paul Sartre'ın da hayranı olan bir Marxist!" Bu ilginç satırları Goal.com'da Ali Murat Hamarat imzalı yazıda okuyunca Goal.com'un ne kadar önemli bir site olduğunu bir kez daha teyit ettim.
Goal.com, malum küresel bir internet markası ve Türkçe edisyonu da mevcut. Üç dört gün önce Bursaspor'a katılan Ivan Ergic'le ilgili bu yazıyı siz de ilgiyle okuyacaksınız...
İşte ayrıntılar...
1981'de Bugünkü Hırvatistan topraklarında kalan Sibenik'te doğan Ergic'in ailesi çıkan, İç Savaş nedeniyle önce Sırbistan'a oradan Avustralya'ya gidiyordu. 14'ünde Kangurular diyarına ayak basan Ergic, reşit olduğunda Perth Glory ile sözleşme imzalıyordu. Takımını ligde ikinciliğe taşıdıktan sonra aldığı teklif rüya gibiydi. 31 maçta 10 gol atan bu orta saha oyuncusuna kayıtsız kalmayan İtalyan devi Juventus, Avustralya'da yetiştirilen geni kapmıştı.
Juventus macerası ve 'öpücük hastalığı'
'Yaşlı Kadın'da forma şansı bulması zordu genç oyuncunun. Kiralandığı Basel, kısa sürede kaderi oluyordu. Kendisini gösterip İtalya'ya dönmeyi planlayan Ergic, 2003'te tam dünyayı sallayacaktı ki sıkıntılar başladı. Juve'ye niyet denirken hastaneye kısmet olmuştu. İsviçre ekibiyle Şampiyonlar Ligi'nde döktüren yıldızın tapusuna sahip Juventus, O'nu geri istiyordu. Derken sakatlandı. Geçirdiği ameliyat sonrası bir türlü toparlanamadı. Ağrıları vardı... Öpücük hastalığından çekiyordu... Birden depresyona gitmişti...
"Depresyondayım, unutuldum, aldatıldım..."
2004 Yazı'nda dört ay kliniğe yatırılan futbolcu, öncesinde gitmedik doktor bırakmamıştı. Ancak bir türlü acılarına çare gelmiyordu. İlk başta ağrılarının sebebinin ille de fizyolojik olduğunu düşünen Ergic; kısa sürede anlamıştı: Aslında, psikolojik bir buhran içerisindeydi...
Kliniğin korunaklı yuvasında yavaş yavaş kendisini toparlayan bu nev-i şahsına münhasır futbolcu, önyargılarını da parçalamıştı âdetâ. Oradaki yetenekli insanları gören Ivan Ergic, terapiler sayesinde düzeliyor ve sahalara dönmeye hazırlanıyordu. Muhafazakâr futbol dünyasına gelince... Takım arkadaşlarının durumunu anlamadığını bir söyleşisinde açıkça dile getiren Ergic, tabuyu yıkıyor ve olan bitenin aslında herkesin başına gelebileceğini vurguluyordu. Futbolcuların aksine kendisine sahip çıkıp sözleşmesini uzatan Teknik Direktör Christian Gross'un güvenini boşa çıkarmıyor, 2006'da kaptanlık pazubandını takıyordu koluna.
Marx, Adorno, Horkheimer, Sartre...
10 Mayıs 2008'de Basel formasıyla oynadığı 150. maçta şampiyonluk sevinci yaşayan futbolcu, takımın başına gelen Thorsten Fink tarafından yollandığında, İsviçre'de birçoklarının yüreği sızladı.
Babasından Karl Marx'ı öğrenen Ergic, futbolcuların çok fazla para kazandıklarına inanıyor ve bunu her fırsatta dile getiriyor. Frankfurt Okulu'na özel bir merakı olan yıldız, Adorno, Horkheimer ve Sartre hayranlığını da gizlemiyor. 10 defa Sırp Milli Takımı'nın formasını terleten 28 yaşındaki futbolcu, belli ki futbol kamuoyumuza renk katmaya hazırlanıyor.
Düşününce ağzından çıkabilecekleri, çevirmenlerin felsefe okumaya şimdiden başlamasında fayda olacak, demeden duramıyoruz...
Ali Murat Hamarat, Goal.com
YAZININ ORJİNALİ İÇİN...
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Ivan Ergic
Antreman maçına hak ettiği muamele yapılmalı
Özcan YAZICITurkcell Süper Lig karşılaşmaları malum 9 Ağustos itibariyle başlayacak. Klüpler hazırlıklarını tüm hızıyla sürdürüyor. Takımların çoğu hazırlık dönemini yarılamış vaziyette.
İletişim ve haber kanallarının çeşitlenmesiyle taraftarlar ya da okurlar, takımlarda ne olup bittiğini neredeyse saat saat takip ediyor.
Kuşkusuz, bundan en çok yararlanan da taraftarlar; takımlarıyla ilgili tüm gelişmeleri anında izleyebiliyorlar.
İnternet bu anlamda en büyük velinimet...
Klüplerin resmi siteleri, klüp televizyonları, taraftar siteleri, forumlar, sayıları sürekli artan spor siteleri, GSM şirketlerinin özel hizmetleri ve daha birçok araç ve hizmet takımların içinde ne olup bittiğini anında yansıtıyor...
Hatta birçok takımın hazırlık maçları da (aslında bunlara antreman maçları demek daha doğru) farklı televizyonlardan canlı yayınlanıyor.
Bu yayınlar taraftarların takımlarını izlemesine olanak tanıdığı için güzel tabii de, taraftarlık duygusuyla ve yüksek beklentiyle televizyonun başına oturan taraftarlarca ne derece bilinçli izleniyor?
Bursaspor’un Avusturya’da sürdürdüğü hazırlıklar kapsamında oynadığı hazırlık maçlarını Bursaspor TV ve Olay TV’den izliyorum. Haliyle bir hazırlık maçı söz konusu; yani sık sık oyuncu değişiyor, oyun sistemleri, oyun kurguları deneniyor.
Üstelik transferler, görüşmeler de devam ediyor. Örneğin, Bursaspor’da Hüseyin Cimşir takımla biraraya geleli daha bir hafta oldu; Batalla ve Ivan Ergic de daha üçbeş gündür takımla çalışıyor.
Bunun yanında, takımın Sercan Yıldırım, Serdar Aziz, Eren Albayrak gibi önemli bazı isimleri de Milli Takım’da...
Bir de ağır geçen antremanların üzerine otel sahalarında oynanan maçların futbolcular üzerinde yarattığı motivasyonsuzluğu da eklediğinizde, takımının sıkı bir maçını izlemek için ekran başına oturan taraftarların karşısına tatsız tuzsuz maçlar çıkıyor.
Sonuçta, ne kadar oturmuş kadrolarla sezona hazırlansa da takımlar yeni birkaç transfer ya da yeni taktik arayışlar üzerine denemeler yapıyor, eksikliklerini tespit etmeye çalışıyorlar.
Oysa, iletişim kanallarının bu derece yaygınlaşmasıyla hazırlık döneminin mahremiyeti de ortadan kalkmış vaziyette. Eskiden yalnızca yönetim ve teknik kadronun ve yazılı basının temsilcilerinin izlediği bu dönemler de artık herkesin gözleri önünde.
Medyadaki bazı yorumları okuyorum da, takımdan gidecek kalacak isimler bile zikrediliyor. Daha doğru dürüst antreman yapmamış ve fiziksel olarak hazır olmayan Batalla için bile “niye oynamıyor?” diye serzenişte bulunuluyor. Oysa takıma yeni katılan ya da tatilden yeni dönen futbolcuların hem fiziksel, hem zihnen hem de ruhen takıma oturması zaman istiyor...
TV’nin başına oturmuş bir taraftar ise, oyuncusundan ve futbolcusundan o an için bile yüksek performans ve galibiyet bekliyor...
Bakıyorum bu konuda taraftarı aydınlatması ve bilgilendirmesi gereken medya temsilcileri bile kendilerini kaptırmışlar, yüksek tansiyonlu yorumlar yapıyorlar.
Antreman havasında maç aktarmak yerine, yüksek tansiyonla maç yorumu yapınca ister istemez taraftar da bundan etkileniyor...
Televizyondan antreman havasında da maç izlerken keyif alınabilir; ama o hava ve seviyede aksettirilirse...
Örneğin, antreman maçında maçı ciddi bir havada yorumlamak yerine, futbolcuların hazırlıklar boyunca çizdikleri form grafiklerini ve önceki yıllardaki maç performanslarını, istatistiklerini analiz ederek ve benzeri konularda sohbet ederek de TV’de sunum yapılıp, gazetede yorum yazıları yazılabilir...
Eminim, taraftar da bunları ilgiyle izleyecek, okuyacaktır ve hatta izleyicilerin ilgisini çekecek ve keyif alacaklardır...
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Genel,
Özcan YAZICI
19 Temmuz 2009
Ivan Ergic Bursaspor'la anlaştı
Juventus'ta bir yıl futbol oynayan ve son 8 sezondur İsviçre'nin Basel takımında forma giyen İvan Ergic, iki hafta süren görüşmelerin ardından Bursaspor'la anlaştı. Ergic, önceki akşam Bursaspor'un Avusturya'daki kampına katıldı.
Devamını okuyun...>>
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Ivan Ergic
CHP stat konusuna ‘fransız’ (mı?)
Adnan BAŞTOPÇUCHP stat konusuna, ‘fransız’ (mı?) Stat konusunda belediye meclisinde tartışma yaşandı. Tartışmanın özü, Belediye’nin bir arsayı satıp, buradan elde ettiği para ile stat inşaatına başlamayı planlamasıydı.
Konuya ilişkin haberi televizyonda izlerken, CHP grup sözcüsü Osman Ayradilli’nin konuşmasına acayip sinirlendim.
***
Kişisel gelişim uzmanları, psikologlar, ya da büyüklerin bir tavsiyesi vardır: Çok sinirlendiğinde hemen eyleme geçme. Az dur. Sakinleş. Belki daha değişik bir değerlendirme yaparsın diye. Futbolculara falan da söylenir ya. Henüz teriniz kurumadan konuşmayın mikrofonlara. Hatalı bir şeyler söylersiniz, sonra söylediklerinizden utanırsınız diye.
***
2 gün bekledim bu sebepten. Ve fakat birader! Sinirlerim hala tepemde!
***
Bu nedir yaa, Osman Ayradilli? Siz nerede yaşıyorsunuz Allahınızı severseniz?
Bu kadar mı ilginiz yok, yaşadığınız memleketle...
***
Ege Cansen bir yazı yazdı geçenlerde. ‘Tilkinin’ dedi, ‘10 tane planı vardır, 10’u da tavuk boğma üzerine!’ Ve devam etti: ‘Bizim kulüp başkanlarının da finansman için 10 tane planı varsa eğer, 10’u da, Hazine’den veya belediyeden arsa kapatmak üzerine!’
Kulüp başkanları dediği kim biliyor musunuz Osman Bey?
Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş başkanları... Adamın aklının ucundan bile geçmiyor, Anadolu’nun garibanları...
***
Evet! Eyvallah. Keşke Türkiye’deki tüm klüpler kendi yağları ile kavrulsa. Keşke, tüm kulüpler kendilerine para yaratma kaynakları bulabilse. Keşke tüm klüpler statlarını kendi yapabilse. Keşke...
Ve fakat birader! Çıkıp bunları söyleyen adam düşünmez mi?
Ben, sözde 3 büyüklerden hiçbirinin yapmadığı bu ‘fedakarlığı’ nasıl ancak ve sadece Bursaspor’dan bekleyebilirim, diye.
***
Taraftarlık inanç işi. İnanın, bunu inanarak söylüyor, ‘En büyük Bursa başka büyük yok’ diye bağıran kişi.
Dolayısıyla, söz konusu taraftar ve taraftarlık olduğunda, çok anlaşılmaz, çok uçuk, çok aptalca şeyler söyleniyor bile olsa, en azından şundan emin olabilirsiniz:
Adam samimi!
***
Peki Osman Ayradilli, ‘stat yapılacaksa Bursaspor kendisi yapsın!’ derken, ne kadar samimi? Hiç kimse kendi stadını kendisi yapamazken, sadece Bursaspor kendisi yapacak öyle mi? Bravo valla. Biz bunu niye düşünemedik acaba?
Arkadaşlar, yazının bu aşamasında rica ediyorum herkesten. Kimse sormasın Ayradilli’ye, ‘Siz hangi takımı tutuyorsunuz?’ diye. Lütfen. Bir insanın böyle dahiyane öneriler getirmesi ile tuttuğu takım ile arasında herhangi bir korelasyon olmamalı. Bu laflar olsa olsa lafı edenin içinde küçük, küçücük bir Bursaspor sevgisi bile olmadığı tezi ile açıklanabilir, hepsi bu.
Sorun, CHP örgütünün sorunu yani.Yaşadığı kentin takımıyla arasında herhangi bir duygusal bağ olmayan kişiyi sözcü seçmişler. Olsun. Olabilir. Söz ve karar sahibi olduğu kente ‘dışardan’ bakmak da bir avantaj belki, duruma göre.
Ama insan mühim bir partinin sözcüsü olarak konuşan kişiden şu sorularla ilgili ‘asgari idrak düzeyi’ bekliyor açıkçası:
- Bursaspor, Bursa kenti için nasıl bir çimento, nasıl bir ortak payda, nasıl bir moral değer?
- Çok göç alan bu kentte taraftar olmak, kendini kente ‘ait’ hissetmenin en kolay ve en kalıcı yolu değil mi?
Dolayısıyla Osman Bey, büyük ihtimal yerel seçim döneminde propaganda faaliyetleri sırasında aday arkadaşlarının boyunlarına doladıkları yeşil beyaz atkılara da bir anlam verememiş olmalı. Bilmiyoruz, günahını almayalım, belki de duruma itiraz etmiştir. ‘Arkadaşlar! Bazılarınız da misal Beşiktaş atkısı takın boynunuza, bu kentte başka takımları tutan seçmenler de var!’ demiştir.
Bu da normal! Başka takımlar da tutulabilir. Ama gönül, Bursaspor’la ilgili bir tasarrufun tartışıldığı ortamda, en azından Bursasporlu bir sözcünün konuşmasını görmek istiyor.
Yoksa bilmez mi yıllardır bu kentte mimarlık yapan, yerel siyasetin içinde olan biri, ‘iyi ve güzel’ bir stadın, bu kente neler katabileceğini?
Gözlerimizi kapatalım ve hayal edelim: Bursa’da 10 bin Liverpool taraftarı dolaşıyor, maç için gelmişler, esnaf ihya. Veya bir uluslararası organizasyon çerçevesinde Almanya- Fransa maçına ev sahipliği yapacak Bursa. Oteller, restorantlar, Kapalıçarşı acaba ne halde?
CHP yerel seçimde en çok belediyeyi niye sahillerde kazandı acaba? Turizm ve dış temasla gelişen hoşgörü, muhafazakarlığın ilacı olmasın sakın!?
NOT: Bu konuyla ilgili Olay’da Engin Aksöz ve Bursa Hakimiyet’te Mustafa Tunçakın gerçekten nefis yazılar yazdılar. İki yazıda da CHP’nin hayat gerçeklerinden kopuk olduğu teması işleniyordu, niye acaba? Konu Bursaspor olduğunda ‘idrak yolları enfeksiyonu’ rahatsızlığı çekmeyen CHP’lilerin sayısının da az olmadığını biliyorum, öte yandan.
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Adnan BAŞTOPÇU,
Yeni Stat
Bursaspor ve futbol severlere merhaba!

Çocukluğumdan beri futbola meraklı oldum; heyecanla maçları izledim. Hafta sonlarını iple çeker ve kulaklarımızı dayadığımız radyodan yankılanan TRT spikerinin “şimdi mikrofanlarımız Bursa Atatürk Standı’nda ya da şimdi Adana Kamil Ocak Stadı’na bağlanıyoruz” anonslarını büyük bir heyecanla dinler, Necati Karakaya’nın keyifle anlattığı dömivole gollerini zihnimizde canlandırarak o anları yaşamaya çalışırdık.
Şimdi o günleri anımsıyorum da, kendimi 40 yaşında değil de, 80 yaşında gibi hissediyorum.
Hani bir yaşlılık hissi olarak değil de, insan şöyle düşününce radyodan maçları dinleyeceğiz diye kendimizi paralarken ve bir şekilde pilli bir radyo peşinde koşarken, şimdi yaşadığımız bugünlere bir bakın...
Radyo günlerinin bir başka vazgeçilmezi de, gazetelerin arka sayfalarıydı kuşkusuz. Spor sayfaları diyeceğim ama, ne o günlerde ne bugün yaygın gazetelerin spor sayfaları sporun bütününü kapsadı. O gün de futbolla yatılıp kalkılıyordu, bugün de...
Bu sürede değişmeyen başka şeyler de var; o günlerde de anlı şanlı basınımız Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’la yatıp kalkıyordu, bugün de...
Şampiyonluk rüzgarlarının güçlü estiği günlerde Trabzon da bir nebze İstanbul surlarını yıkıp içeri girebilmişti. Ama o günler de çok gerilerde kaldı ve rüzgarlar dinince, basının sayfaları Trabzon’a bir meltem havasında açılmaya başladı.
Bu Trabzonspor’un kabahati değil kuşkusuz... Bu bir kültür, bir sistem ve İstanbul surlarının dışına çıkınca istisnasız her kent ve takım bu surlara çarpıp kalıyor.
Neyse ki, radyo günlerine, gazete spor sayfalarına, TV’lerin akşamki spor bültenlerine ve yayıncı kuruluşların inisiyatifine terk edildiğimiz günler artık geride kalmaya başladı.
Şu internete bayılıyorum doğrusu!...
Yepyeni kapılar açıyor hepimize...
Sizi bilmem ama, ben iyice bunalmıştım ve emin olun çok satan yaygın gazetelerin spor sayfalarını ve spor yazarlarının çok büyük bir bölümünü epeydir okumuyorum.
Oysa bugünlerde heyecanım artmış vaziyette. Nedeni de çok basit; artık bu gazete ve sayfalarına taşıdıkları yorumcularına mahkum değilim...
Şu blog sistemini kim geliştirdiyse hep birlikte dua etmeliyiz. Bizi dar bir dünyadan kurtardı ve yepyeni pencereler açtı. Çoğu kendi işinde gücünde olan ve gündelik yaşamında kendi işleriyle yaşamlarını sürdüren bir çok amatör ya da profesyonel insanın yazdığı blogları okuyarak, harika zaman geçiriyorum ve yepyeni bilgiler ediniyorum.
Hergün yenisini keşfettiğim futbol blogları da bugün geleneksel gazetelerde okuyamayacağım (ne acı değil mi; oysa onların esas işi iyi haberler ve içerikler üretmek) çok güzel yazılarla dolu. İyi ki varsınız ve umarım futbol üzerine yazan bu blogların sayısı artar...
Manisaspor, Ankaragücü, Gençlerbirliği, Diyarbakırspor, Adanaspor, Eskişehirspor ve daha birçok Anadolu klübü hakkında özgün yazılar yazan ve bilgiler veren bloglarla buluşmayı heyecanla bekliyorum...
Bana kalırsa, yurttaş gazeteciliği olarak da adlandırılan bu bloggerlar (blog yazarları) geleneksel gazeteleri de değişime zorlayacak; daha gerçekçi, daha özgür ve okuyucu (kullanıcı) beklentilerine daha duyarlı bir yapıya kavuşmalarını sağlayacak.
Türk insanı, Türk futbol severi de kendini ve kültürünü geliştiriyor. Bilgi altyapısını, iletişimini artırdıkça yeni bir futbol kültürü oluşuyor. Bu kültür de ağırlıklı olarak skorboard’a bağlı kalmıyor ve bir “keyif alma” kültürüne dönüşüyor.
“Futbol16.blogspot.com” adresi altında yazacağım bu blogta eğer bu yeni kültürün oluşmasına ufak bir katkımız olursa ne mutlu!..
Bu blog da, benim zihin ve gönül penceremden görünenleri aksettirmek için huzurlarınıza çıkmış bulunuyor. Umarım, benim büyük bir keyif alarak okuduğum ve bilgilendiğim bloglar gibi, yolu bu bloga düşmüş okuyuculara da az da olsa bir keyif verir...
Bu blog yazarının gönül verdiği takım Bursaspor olduğu için ağırlıklı olarak Bursaspor üzerine yorumlar, gözlemler okuyacaksınız. Görebildiğim kadarıyla şu an itibariyle Bursaspor üzerine ya da Bursaspor’la ilgili düzenli blog yazan fazla bir blog da yok.
Umarım bu açıdan da Bursa içinden ya da dışından okuyuculara farklı bir bakış açısı ve kaynak olur bu blog...
Eğer, bu blog yazılarını beğenirseniz, kuşkusuz yorumlarınızla katkıda bulunmanız da bu naçizane kulunuzu fazlasıyla mesut edecek olmasından dolayı teşekkürlerimi kabul buyurunuz efendim...
Bakarsınız sürpriz isimler de bu blog da yazmaya başlar; kim bilir, hayat sürprizler ve yeniliklerle dolu!..
Hadi bakalım hepimize kolay gelsin!...
Devamını okuyun...>>
Etiketler:
Başlarken,
Futbol Blogları,
Özcan YAZICI
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



