15 Ağustos 2009

Bu Bizans oyunlarını çok gördük…

Özcan YAZICI

Öyle anlaşılıyor ki, kim ne derse desin Sercan Yıldırım’ın transfer “hikayeleri” daha uzunca bir süre bitmeyecek.

Klüp başkanı “satmayacağız” diyor, teknik direktör “hayır satmayacağız” diyor, taraftar satılmasını istemiyor ve futbolcu sözleşme süresini uzatarak kulübe bağlılığını teyit ediyor…

Ama Sercan’ın transfer dedikoduları İstanbul gazetelerinin sayfalarını süslemeyi sürdürüyor…

Galatasaray’ın Elano transferiyle namlı yöneticisi Haldun Üstünel, Küçük Sanayi Sitesi’nde bir restaurantta Sercan’ın babasıyla yemek yemiş…

Sonra ne olmuş; gelsin transfer haberleri…

Şimdi birkaç soru sorup, yolumuza devam edelim:

Üstünel, sözleşmesini daha yeni uzatmış olan ve teknik direktörünün, klüp yönetimin “satmayacağız” dediği daha 3 yıllık sözleşmesi bulunan bir futbolcunun babasıyla niye buluşur?

Dahası sözleşmesini daha bir ay önce uzatmış olan bir futbolcunun babası transfer dedikodularına niye bulaşır?

Bu soruların yanıtını idrak edebilmek için “Bizans oyunları” hakkında tarihsel bilgiye sahip olmanız gerekir…

“Bir yemekten ne çıkar, bu kadar konuşulmaya değmez” diyorsanız, yazıyı buraya kadar okuduğunuz için size teşekkür etmeliyim.

Ama itiraf etmelisiniz ki, bundan sonrasını da okuyacaksınız.

Okuyorsunuz da zaten…

Çünkü bir atasözüne dönüşen “burası Türkiye” deyişinin hakkını verecek kadar işlerin ve hayatın “bir yemek doğallığı ve masumiyetinde” bitmediğini, dönmediğini bilecek kadar Türkiye tecrübesine sahipsiniz…

“Doğal olan” bir transfer görüşmesi yapmaksa, bunu gider usulüne göre yaparsınız…
Tabii, usül deyince “burası Türkiye”ye uygun usüller devreye giriyor, usülünce!...

Deniyor ki, Kenan Yıldırım aynı zamanda oğlu Sercan’ın da Menajeri. Öyle mi değil mi bilmiyoruz. Futbol Federasyonu’nun sitesinde de temsilcisinin kim olduğu gözükmüyor.

Diyelim ki öyle, babası menajeri, iyi de daha birkaç hafta önce sözleşmesini uzattığına göre Sercan, herhalde bunu “menajerinden” habersiz yapmamıştır.

Uzayan sözleşmeyle birlikte Sercan Bursaspor’da 3 yıl daha kalacaksa, baba Yıldırım nasıl bir transfer görüşmesi yapabilir?

Eğer Haldun Üstünel’in babayla görüşme isteği gerçekten Sercan’ı transfer etmekse, herhalde önce bütün ipleri elinde tutan Bursaspor yönetimiyle görüşmesi doğal bir mantık değil mi?

Öyle mi yapmış Üstünel; bilen varsa bizimle de paylaşsın öğrenelim…

Yeni soru ve yanıtlarla devam edelim:

Sercan’ın en büyük taliplisi olduğu sanılan Fenerbahçe’nin “Bizans oyunlarındaki” rakibi Galatasaray, Sercan’ın bu takıma gitmesini istememektedir. Yoksa Üstünel’in amacı transfer yapmak değil de, transfer yapılmasını engellemek midir?

Evet, öyledir; aksi olsaydı, Bursaspor yönetiminin kapısını çalar, klüple anlaşır ve futbolcunun yolunu tutardı. Ancak gördük ki, son vakada “yol” Bursaspor Klübü’ne değil, Küçük Sanayi Sitesi’nde bir restauranta çıktı.

Eğer transferi mümkün değilse – ki öyle olmadığını söyledik zaten - ve Fenerbahçe’ye gitme olasılığı varsa, “yalancı taliplikle” bunun Fenerbahçe’ye maliyetini artırmaktır. Talipmiş gibi hareket edip, rakibi paniğe sokmak ve kasasından çıkacak rakamı büyütmek, bir başka gaye olabilir mi? Gayet mantıklı…

Gerçekleşme olasılığı olmasa bile, “üç vakte kadar” Galatasaray’a transfer teklifinde (vaadinde) bulunup, bu yönde uçuk kaçık transfer fiyatları zikredip, baba üzerinden futbolcunun bilinç altına yerleşmek. Alıp kendin oynatamıyorsan, almadan da kendine karşı da oynatmayabilirsin.

Ya da Üstünel, gerçekten de Sercan’ı Galatasaray’a transfer etmek için samimidir ve bunun için “yol yordam” önermiştir. Bunun için futbolcuya iştah kabartacak bir “rakam” telaffuz etmek yeterli olabilir, mi acaba?

Bilemem…

Bol sıfırlı rakamları görünce, dar günlerde geçen hayatın ardından insan dimağının nasıl refleks üretebileceğine ilişkin futbol tarihine düşülmüş çok not var…

Ben yine de kimseye ithamda bulunmak istemem…

“Yol yordam” konusunu da sormayın, hayal gücünüzü kullanın…

Şimdi, “alt tarafı bir yemek, ne çok spekülasyon ürettin, ne var bunda, yemek yemişler işte” diyerek ısrar etmeyin!..

Gidin bir sorun, eğer yemeğin parasını baba Yıldırım ödemişse bu söylediklerinizin önünde saygıyla eğilirim; naçizane bir nezaket örneği ve misafirperverlik vuku bulmuş derim…

Ama daha Bursaspor’la 3 yıllık sözleşmesi olan bir futbolcunun babasının “iş bitiriciliğiyle” nam salan bir İstanbul takımının yöneticisiyle yediği yemeğin faturasını o yönetici ödemişse...

Bundan sonrası size kalmış…

Artık ne dememi bekliyorsunuz…

Yazının başına dönebilirsiniz…


Devamını okuyun...>>

12 Ağustos 2009

Dudaklara dökülmeyen, sahada esen şampiyonluk rüzgarı...

Bursaspor, Süper Lig'e süper başladı ve ilk maçında sahasından galibiyetle ayrılmasını bildi.

Süper olan yalnızca 2-1'lik skora dayalı bir galibiyet değildi kuşkusuz...

Anlatmaya çalışalım...

Maça ilişkin, oyuncuların performasına ilişkin çokça şey okuyup dinlediniz, bunları tekrarlamanın bir yararı yok.

Hemen her yorum geçen sezonun ikinci yarısına, yani Ertuğrul Sağlam'ın takımın başına gelmesiyle birlikte başlayan sürece göndermede bulunuyor.

Evet, bu yorumların da hemen hepsi doğru:

Sağlam iyi bir kadro kurdu; bir iki sıkıntılı duruma rağmen yönetimle uyumlu, taraftarla "adam gibi adam" sloganı üzerinden sıcak bir ilişki kuruldu; medyada da eleştirmek isteyenler bile pek gerekçe bulamıyor ve "fısıldayarak" konuşuyor.

Hepsinden önemlisi de takımda müthiş bir özgüven gelişti...

Kasımpaşa maçına bakıldığında geleceğe ilişkin neler söylenebilir?

Birincisi, taraftar bu sene de inisiyatifi ele almış durumda.

Malum, önceki senelerde de inisiyatif taraftarın elindeydi ama yönetim ve futbolcularıyla, özetle kent kurumlarıyla geriden geliyordu...

Kenti yönetenlerin özlemleri, arzuları ve azimleriyle taraftarın ki başka yönlerdeydi...

Şimdi aynı yönde mi?

Bunun aksini ispat edecek bir işaret ortaya çıkana kadar öyle olduğunu söylemeliyiz...

Bunun pozitif bir sonuç mu yoksa negatif bir sonuç mu yaratacağı da yine taraftarın elinde. Geçen sene kupa maçında oynanan Fenerbahçe maçındaki örnekte de olduğu gibi dün Bursaspor sezonun ilk golünü atamadan kalesinde ilk golü görmesiyle taraftar böyle bir durumu kabullenmeyeceğini stadı yerinden oynatarak gösterdi. Futbolcular da bu tabloya kayıtsız kalmadılar ki, kalamazlardı da zaten.

Haliyle, taraftarın bu sezon etkisinin pozitif olacağını söyleyebiliriz.

İkincisi, bakmayın siz yönetim ve Sağlam ve hatta futbolcuların şampiyonluk laflarını etmemelerine, Kasımpaşa maçındaki hırs, arzu ve tempo dudaklara dökülmeyen şampiyonluk hayalinin takımın tüm bedeninde dolaşmaya başladığını açıkça gözleniyordu; şampiyonluk gelir ya da gelmez o ayrı mesele...

Ama bir takımı şampiyonluğa götürecek bir güç şu anda kentin ve takımın "damarlarında" dolaşmaya başlamış durumda. Bunu anlamak için, Bursaspor'un yediği gole ve buna yönelik mukavemete bakmak bile yeterli.

Ne taraftarlar ne de futbolcular bu golün altında ezildi ve bu gölü fazlasıyla rakibe iade etti!

Bu durum, karakteristik olarak zirveye oynayan "organizasyonların" ve bu organizasyonlar etrafında oluşan halenin tezahürüdür.

Bu bir ilk işaretti, sezon boyunca "kudretli" olunacağına ilişkin ki bu hal takıma inancı ve özgüveni biraz daha perçinledi...

Şimdi bu hafta bu sözlerin sağlaması yapılacak; pazar akşamı Eskişehir Atatürk Stadı'ndan çıkacak sonuç ve oyunun niteliği biraz daha bize fikir verecek...

Devamını okuyun...>>

08 Ağustos 2009

Bu yıl hiçbir şey eskisi gibi olmayacak?


Hiçbir sezon olmadığı kadar, büyük umutlarla başlıyor lige Bursaspor ve hiçbir sezon olmadığı kadar yönetim, teknik heyet, futbolcu ve taraftar bu sezonki gibi birleşmemişti; coşku, heyecan, aynı kanın aynı bedende dolaşması gibi, bu kentte dolaşmamıştı...
Yönetim büyük başarı istiyor, teknik heyet de öyle, futbolcular bunun için yeşil çimlere çıkmak içir sabırsızlanıyor, taraftar ise çoktan hazır tribünleri inletmek için.
O halde çalsın artık şu ilk düdük...
Gösteri başlasın!..





Devamını okuyun...>>

07 Ağustos 2009

Türkiye gerçekliğinde Alman gerçekçiliği sökmez!...


İlhan Cavcav ve Thomas Doll, mutlu ve umutlu günlerde gülücükler saçarken!...

Özcan YAZICI

Turkcell Süper Lig’e renk katması beklenen önemli isimlerden birisinin Gençlerbirliği Teknik Direktörü Thomas Doll’ün olması bekleniyordu. Ünlü Alman teknik direktör “renk katmak” için ilk düdüğün çalmasını beklemedi.

Bakın dün ajanslara düşen açıklamasında neler söylemiş:

“Hazırl
ık dönemi iyi geçti, ama eksikliklerimiz var. İstediğimiz kadro oluşturulursa sorumluluğu alırız. Ligden düşen Hacettepe ve son 15 dakikada kurtulmuş Gençlerbirliği’nin futbolcularından oluşan bir ekip verdiler. 3 transfere ihtiyacımız var. Hedef açıklamak için erken.”

Türkiye’ye hoş geldiniz Bay Doll!..

Bu sözleri okuyunca en çok “sorumluluğu alırız” kısmına takıldım. Teknik direktörlük koltuğunda oturmak bir “sorumluluk” değilse, Doll neyi kastediyor olabilir?

Doll’ün bundan kastı, “Gençlerbirliği’ni şampiyonluğa oynatırım” olamayacağına göre, olsa olsa “takımın başına geleceklerden sorumluluk üstlenmiyorum” olabilir...

Yine bu sözlerin “mealine” bakınca, “işte tam bir Alman gerçekçiliği” dedim kendi kendime.

Her
hangi bir Türk teknik direktör olsaydı (istisnalar olabilir kuşkusuz ve Ertuğrul Sağlam örneğinde olduğu gibi nadide de olsa var tabii ki), elindeki malzemeye ve koşullara bakmaksızın geleceğe ilişkin temelsiz umutlar dağıtır, “bu yıl ligi sarsacağız”, “çok can yakarız”, “ses getiren ekip olacağız” türü demeçler vermeye yeltenirdi; her ne kadar 3-5 hafta sonra “ne yapalım elimizdeki malzemei buydu” diyecek olsa da...

Yine de söylemeliyim ki, Doll’ün bu gerçekçiliğinin ancak Almanlara özgü bir tutum ve Avrupa coğrafyasına özgü bir kültür olduğunu birilerinin “erken uyarı sistemini” çalıştırarak uyarması gerekiyordu.

Keza, Doll bu topraklara intikal etmeden önce en azından bu ülkede gün görmüş “Herr Daum” dan bir iki lakırdı dinlemesi ve bol bol “aman ha!” uyarılı nasihatlar alması beklenirdi...

Ve kendisine Türkiye coğrafyasında soluk alıp verdiğini ve bu topraklarda siyaset, ekonomi ve daha birçok şeyde olduğu gibi futbolun da evrensel kurallara göre değil, ama “Türkiye’nin koşullarına göre” belirlendiğini öğrenmesi, birilerinin anlatması gerekirdi...

Bu açıklamasıyla, bana kalırsa Thomas Doll, eğer “nereden geldim bu ülkeye ve bu takıma, en iyisi ben bir yol yapayım da bir an önce buradan kurtulayım” duygu ve düşüncesiyle hareket etmiyorsa, başına fena halde bela aldı.

Şu anda bir yabancı olmanın ve iyi kötü yarattığı bir markanın rantını yediğini söylemeliyim Doll’ün.

Eğer bu sözler “Türk markalı” bir ağızdan çıksaydı, ya ertesi gün yönetim yolları ayırmıştı ya da kamuoyu önünde yönetimi aleni bir biçimde eleştirdiği için bir güzel kulağı çekilmişti çoktan...

Oysa, “Süper Lig'te ses getiren bir takım kuracağız, şampiyonluğa oynayacağız” sözleriyle geçen sezonun karabasanlı günlerini sona erdiren İlhan Cavcav yönetiminin, bu kadar cüretli biçimde “gerçekliği” gözler önüne seren bir teknik direktörü çoktan kapının önüne koymamışsa, bu ancak Doll’e de Türk futbol yönetimine özgü klasik “Türk misafirperverliğinin” esirgenmediğini gösteriyor...

Thomas Doll, başını fena halde belaya soktu bu sözlerle; çünkü bu sözler Cavcav’ın kara kaplı defterine not edildiği gibi, isimlerini küme düşmeyle eşitleyen takımının futbolcuları da çoktan kellesini almak için hazırlıklara başladı bile...

Türkiye’ye hoş geldiniz bay Doll!

Emin olunuz bu coğrafyadan benzersiz bir futbol deneyimiyle ülkenize döneceksiniz!..

Ama dönüş tarihinizin yıllar mı, yoksa aylar sonra mı olduğu konusunda bir şey söyleyemem...

Ama bu hal ve şartlar altında Türkiye'den ayrılacak yabancı teknik direktörler arasında isminizi ilk sıraya yazdırdığınızı da bilmenizi isterim...


Devamını okuyun...>>

05 Ağustos 2009

İş disiplini...

Ertuğrul Sağlam, profesyonelliğiyle taraftarın gönlündeki yerini de 'sağlam'laştırıyor.

Adnan BAŞTOPÇU


Kendim şahit olmadım. Anlattılar, karşılaştırma yaptım.
İki adet teknik direktör portresi çizeceğim şimdi.

Portre dediysem, ben iki olayı peş peşe anlatacağım, kararı siz vereceksiniz.

Birincinin ismini vermiyorum, anlatımdan anlayan anlayacak, anlayamayan ‘klasik bir teknik adam’ deyip geçecek.

İki hikayemiz de ‘antrenman ortamı’na ilişkin. İlk olarak birincisi:


Takım antrenman sahasına çıkmış Hoca’sını bekliyor.

Hoca, gazetecilerle hararetli bir sohbete dalmış.

Anlatıyor da anlatıyor.

Maşallah ağzından bal damlıyor. Hakkını verelim pek de güzel anlatıyor.

Adamda anı çok çünkü. Eski başarıları, yıldız futbolcularla anıları, kritik maçlarda verdiği kritik kararlar falan. Kim olsa dinler yani.

Hele de futbola meraklı biriyseniz, buyurun işte, hiçbir yerde duyamayacağınız güzellikte anılar, hem de birinci elden. Sadece anılar da değil. Nasıl bir taktik deha olduğunu da güzel güzel anlatıyor Hoca.

O ara, bir görevli gelip ‘Hocam!’ diyor ‘takım sahaya çıktı, futbolcular sizi bekliyorlar’

‘Tamam geliyorum!’ diyor Hoca ama, anlatmaya da devam ediyor.

Futbolcular az beklesinler, ne olacak yaa!..

***

İkinci sahne devre arası kampından. Yer Antalya.

Ertuğrul Sağlam Bursaspor’un başında. Yakın geçmişin ünlü futbolcuları, bugünün hayli revaçta televizyon yorumcuları Rıdvan Dilmen ve Hakan Şükür, Bursaspor’un kamp yaptığı otele ziyarete gelmişler.

O sırada takım sahada, antrenmanda. Rıdvan Dilmen ve Hakan Şükür, kampla ilgili bilgi almak için zaten çok iyi arkadaşları olan Ertuğrul Sağlam’la görüşmek istiyorlar.

Bu arada antrenman devam ediyor.

Uzaktan el sallıyorlar Ertuğrul Hoca’ya ve bir biçimde görüşmek istediklerini belli ediyorlar.

Ertuğrul Hoca el sallıyor Dilmen ve Şükür’e ve ‘bekleyin biraz!’ işareti yapıyor eliyle.

Antrenman devam ediyor. Sağlam futbolcuların yanından ayrılmıyor.

Ne zaman ki antrenman bitiyor, Rıdvan ve Hakan’ın yanına gelip ‘hoşgeldiniz’ diyor ve konuşmaya başlıyorlar.

***

Tuttuğunuz takımın başında hangisini görmek istersiniz? Birinciyi mi, Ertuğrul Sağlam’ı mı?

***

Az önce Bursasportv’de ‘Gemlik Tayfa’ tarafından düzenlenen muhteşem gecenin görüntülerini izledim. Hakikaten şahane geçmiş.

Bu tip ve tür etkinlikler kurumsallaşma adına çok önemli.

Geceye böylece değindikten sonra geçiyorum, yaşanan burukluğa!

Evet, bu muhteşem geceye futbolcuların ve teknik heyetin katılmaması bir parça burukluğa yol açmış.

Geceye katılan 6 yöneticiden biri olan İrfan Koç, yaptığı konuşmada bu konuya değindi ve ‘seneye futbolcuları da getireceği sözü’nü verdi.

Mikrofon uzatılan bir taraftar da gecede Ertuğrul Sağlam’ı ve futbolcuları göremedikleri için hayal kırıklığı yaşadıklarını söyledi.

***

Bizim sevgimiz böyle işte. Dünya’nın ortasına bir nokta koyuyoruz, bu noktanın üzerine dikiliyoruz ve yaşanan tüm olayları ‘buna göre’ değerlendiriyoruz.

Biz bir davet mi veriyoruz, herkes orada olacak, mazeret yok.
Bizim başımıza bir şey mi geldi, tüm sevdiklerimiz yanımızda olacak, mazeret yok.

Biz eğlenirken herkes eğlenecek, biz üzülürken herkes üzülecek.

***

Kimsenin aklına neden gelmiyor. Hafta sonu Bursaspor’un ‘en zor’ maçını oynayacağı. En zor çünkü Lig’in en zor maçı her zaman ilk maçtır.

Böyle bir maçın eksik konsantrasyonla kazanılması mümkün değil.
Üstelik rakip kapalı kutu.

Netice itibariyle bu tabloya bakıp ‘Helal olsun Ertuğrul Hoca’nın iş disiplinine’ demek mümkünken, sitem etmek bana pek doğru gelmedi...

Devamını okuyun...>>

Başbakanlardan stat istenebilir!

Adnan BAŞTOPÇU

Yerel seçimlerden bu yana, Bursa kamuoyunun tamamı değilse bile mühim bir ekseriyesi ‘stat’ konusuyla yatıp kalkıyor.

Geçen sezon biter bitmez kazma vurulacağını sanan kazmalardan biri de benim.

Maçlar bittiği halde stat ve civarında iş makinası falan göremeyince, acayip üzülmüştüm haliyle.
Meğer, hiçbir büyük proje ‘ha’ deyince hayata geçmezmiş. Hele de Bursa’da.

Malum, kulüpte böyle devasa bir işi yapacak para maalesef yok. Öyleyse bu işe zaman ve para ayıracak tek kurum kalıyor elimizde: Belediye.

Allah’tan bu işleri seven, bu işlerden keyif alan Recep Altepe gibi bir başkan var elimizde. Ve seçim öncesi ve sonrasında verilmiş sözler.

Şu an için, ‘yeter ki bir kazma vurulsun gerisi kendiliğinden gelir, gelmek zorunda’ noktasındayız. Yine de belediye olanakları ile yapılacak bir stat konusunda, çok iyimser olamıyoruz, nedense.

Bana öyle geliyor ki, Recep Altepe başlayacak projeye ve topu Başbakan’ın kucağına bırakacak. Topun Başbakan’ın kucağına atılması, meselenin ‘devlet meselesi’ haline getirilmesine vesile olacak.

Nereden mi vardım bu kanıya. Sağolsun, Trabzonspor Başkanı Sadri Şener açtı zihnimi.

Bakın ne diyor Şener Trabzon’daki benzer beklenti ve tartışmalar nedeniyle:

‘Stat konusundan artık yoruldum. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Trabzon’a büyük bir stat yapma düşüncesinde olduğunu biliyorum. Rize’deki (yapıldı ve bitti) stat açılışına gideceğim ve Başbakan’la görüşmeye çalışacağım. Kendisinden Trabzon’a güzel bir stat yapmalarını rica edeceğim’

Şekilde görüldüğü gibi Başbakanlar’a ‘bize bir stat yapar mısınız?’ şeklinde taleplerle gidilebiliyormuş.

Acaba diyorum bu aşamada.

Sadri Şener’den önce davranmak bize bir avantaj sağlar mı?

‘Amanın Sayın Başbakanım! Bizim durum Trabzon’dan daha acil. Yapılacaksa, bir kaynak ayrılacaksa, lütfen önceliği bize verin’ denilse şimdiden, bir tık öne geçilemez mi?

Malum, kaynaklar kıt kamuda ve devlet bu kıt kaynakları olabildiğince etkin kullanmaya çalışır...

Devamını okuyun...>>

Süper Lig'te de 'Paşa' olabilecek mi?

Kasımpaşa, Bursaspor maçının hazırlıklarını kendi tesislerinde sürdürüyor.

Özcan YAZICI

Bursaspor, Pazar günü Turkcell Süper Lig’in 2009-2010 sezonunun ilk
karşılaşmasında kendi sahasında Süper Lig’e bir yıl aradan sonra dönen Kasımpaşa’yla karşılaşacak.

Birçok Bursaspor taraftarı için Kasımpaşa, 2. Lig’ten gel
en bir takım olması itibariyle belki de sezonun ilk maçında karşılaşılacak en iyi takım olarak görülüyor.

Oysa Kasımpaşa geçe
n yılki kadrosunun üzerine yaptığı yeni transferlerle tam bir kapalı kutu. Belki de bir takım için en büyük tehlike rakibiniz hakkında yeterli bilgiye sahip olmamak.

Bence, sanılanın aksine Bursaspor’un sezonun ilk maçında Kasımpaşa’yla karşılaşması bir talihsizlik. Siz rakibiniz hakkında yet
erince bilgiye sahip değilken, rakibiniz sizi daha fazla tanıyor.

Yine de bu durumu etkileyebilecek ve en önemli avantajlar ilk maçın iç sa
hada olması ve yeni takımın uyum dönemini atlatamamış olma olasılığının yüksek olması.

Şimdi Kasımpaşa'ya biraz d
aha yakından bakalım...

ZOR SEÇİM BESİM DURMUŞ...

Takımı Süper Lig'e çıkaran Besim Durmuş için ilk haftalar çok önemli.

Uzun yıllar Süper Lig’ten uzak kalmasına karşın köklü bir klüp olan İstanbul takımının Teknik Direktörlüğü’nü Besim Durmuş yapıyor.

Bank Asya Ligi’ne geçen sezon Uğur Tütüneker’le başlayan Kasımpaşa, fırtına gibi girdiği ligin ortalarında hızla irtifa kaybetmeye başlayınca, bu durumlarda en sık başvurulan yöntemi devreye soktu ve Tütüneker’le yollarını ayırarak Mart ayında radikal bir adım attı ve takımın başına 1998-1999 sezonunda Kasımpaşa forması da giyen Besim Durmuş’u getirdi.

Aslında bu karar oldukça riskli bir karardı. Uzun yıllar Kartalspor’da futbol oynayan, 2002 yılında antrenörlük hayatına adım atan, Kartalspor ile Eyüpspor’daki deneyimlerinin ardından 2004-2006 sezonlarında Samsunspor PAF Ligi ve A Takım antrönörü olarak görev yapan Durmuş’a takımı teslim etti.

Son olarak Ünyespor’da görev yapan Besim Durmuş, İstanbul’da kaybedilen 3-1’lik Orduspor karşılaşmasının hemen ardından Kasımpaşa’nın daveti üzerine yeniden İstanbul’a döndü.

Sezon sonuna kadar 2’si play-off toplam 11 karşılaşmada takımın başında sahaya çıkan Durmuş, bu dönemde yalnızca İzmir’da Altay’a ve play-off oynama hakkının garantilendiği sezonun son maçında ligde kalma mücadelesi veren Sakaryaspor’a evinde kaybetti.

Süper Lig’e yükselmenin ardından Kasımpaşa yönetimi Haziran ayı içerisinde Besim Durmuş’la devam edip etmeme konusunda tereddüt yaşadı; ancak sonunda devam kararı vererek, genç teknik adamla ilgili yeni bir riskli karar vermiş oldu.

Kasımpaşa yönetimi, futbolculuk döneminde hiçbir Süper Lig karşılaşmasına çıkmamış olan ve deneyimlerinin tamamını ikinci liglerde edinmiş olan, üstelik 7
yıllık antrenörlük hayatı boyunca da hiçbir Süper Lig takımında deneyim yaşamamış olan bir ismi kurtlar sofrasının ortasına atıverdi.

Süper Lig’te kalıcı olma sloganıyla yola çıkan Kasımpaşa’nın kalıcı olup olmayacağını sezon sonunda göreceğiz kuşkusuz ama, Besim Durmuş’un takımda kalıp kalmayacağı tartışmalı. Her sezon çok sayıda teknik direktörün istifa ettiği Süper Lig’te bu anlamda en zayıf halkanın Kasımpaşa olduğu ve istifa mekanizmasını işleten ilk ismin de Besim Durmuş olabileceği söylenebilir.

Kuşkusuz gönül Besim Durmuş’un başarılı olmasını ve belli isimlere kilitlenip kalan futbol dünyamızın başarılı, genç teknik direktörlerle renklenmesini istiyor. Ancak futbolun acıması yok maalesef...

Üst
üste iki yenilgide homurdanmalar, üçüncü de kızgınlıklar, dördüncüsünde istifa çağrıları, beşincisinde ise istifa geliyor. Bu anlamda Kasımpaşa ve Durmuş için lig diken üstünde başlayacak.

SÜRPRİZ TRANSFERLER

Kasımpaşa, teknik direktör seçimiyle ilgili verdiği ilginç kararının ardından Haziran ve Temmuz aylarında yine ilginç transferlere de imza attı.

Bank Asya 1. Lig kadrosundan yalnızca bir isim ayrıldı o da bir dönem Galatasaray’da da forma giyen Batista oldu. Türk vatandaşı olan ve Mertol ismini alan Batista, Mersin İdman Yurdu’na transfer oldu.

Onun dışında sözleşmesi sona eren futbolculardan Tolga Özgen, Ömer Hacısalihoğlu, Alpaslan Kartal, Merthan Açıl, Yekta Kurtuluş, Murat Akın, Erhan Küçük, Sertan Eser ve Sabri Turgut’la yeniden sözleşme imzalandı.

Kasımpaşa, esas olarak dış transferde özellikle yabancı transferinde sürpriz isimleri kadrosuna katarak isminden söz ettirdi. Kasımpaşa’yı kapalı kutu haline getiren de özünde bu sürpriz isimlerin takıma katılması ve bu oyuncularla Bank
Asya Ligi’nden gelen kadronun nasıl kaynaşacağı konusu.

Ajax patentli Boukhari Türkiye'ye transfer olan önemli isimlerden biri oldu.

Kasımpaşa’nın en ses getiren tranferi ise AJAX, Nantes, Nac Breda formaları giyen ve Avrupa piyasasında ismini duyuran ve aynı zamanda Fas Milli Takımı’nın da oyuncusu olan Nourdin Boukhari oldu. 3 yıllık sözleşmeye imza attıran Kasımpaşa, Hollanda doğumlu Faslı orta saha oyuncusuyla Lig’te kalıcı olma iddiasında ne kadar ciddi olduğunu gösterdi.

29 yaşında ve 1.90 boyundaki Boukhari, futbola başladığı Hollanda’nın Sparta takımında Galatasaray Teknik Direktörü Rijkaart’la da çalıştı.

Kasımpaşa, bir başka önemli trans
feri de geçen sezonun Norveç ligi şampiyonu Stabaek’in 29 yaşındaki orta saha oyuncusu Christian Keller’i alarak gerçekleştirdi. Keller’le da 3 yıllık sözleşme imzalayan İstanbul takımı, orta sahasını güçlendirmiş oldu.

Kasımpaşa yine orta sahasına El Salvador uyruklu 22 yaşındaki Martin Baran’ı transfer etti ve genç oyuncuyla 1 yılı
opsiyonlu 5 yıllık anlaşma imzaladı. Slovakya'nın Peresov takımından alınan Baran, Slovakya Ümit Milli takımında da forma giyiyor.

Defansa da Brazilyalı 29 yaşındaki Andre Galliasi Souza transfer edilerek savunmaya tecrübeli bir isim kazandırıldı. CFR Cluj takımından alınan Souza, geçen yıl Şampiyonlar Lig'inde stoper olarak forma giydi. Souza da 1 yılı opsiyonlu olmak üzere 4 yıllık sözleşme imzaladı.

Kasımpaşa bir başka transferi de kaleye gerçekleştirdi. Bu mevki için de yabancı oyuncu tercih eden Kasımpaşa, Sloven Liberec takımının 25 yaşındaki oyuncusu Petr Bolek’i transfer ederek, 1 yılı opsiyonlu 4 yıllık sözleşme imzaladı.

Dikkat çeken transferlerden birisi de Süper Lig deneyimi olan ve Beşiktaş, Fenerbahçe tecrübesi yaşamış Ali Güneş oldu. Son olarak Alman Freiburg’ta forma giyen ve 2 yıllık sözleşme imzala
nan 31 yaşındaki oyuncu da Kasımpaşa’nın orta sahasında görev yapacak.

Paşa, 1990 doğumlu milli forma da giyen iki de gurbetçi oyuncuyu kadroya dahil ederek, geleceğe dönük de yatırımlar yaptı. Almanya 2. liginden Aachen'den alınan orta saha oyuncusu Barış Başdaş ile 5 yıllık anlaşma imzalandı. Forvet hattına da Karlsruhe’den Şahin Aygüneş alındı.

Galatasaray’dan 21 yaşındaki Erkan Ferin savunmanın sağına, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden de 27 yaşındaki Sancak Kaplan da savunmanın soluna transfer edildi.

DİKKAT ÇEKEN İSİMLER...

Kasımpaşa, Süper Lig’e yükselirken forvet oyuncuları Erhan Küçük, Sertan Eser ile defans oyuncusu Evren Kürkçü ve k
aleci Tolga Özgen önemli rol oynadı.

ERHAN KÜÇÜK

Takımın en önemli oyuncularından birisi Erhan Küçük. Galatasaray altyapısından yetişen ve 2004-2005 sezonunda Mustafakemalpaşa’da bir yıl futbol oynayan Erhan, 2005 yılından beri transfer olduğu Kasımpaşa’da forma giyiyor.

28 yaşındaki oyuncu, uzun yıllar ardından Süper Lig’te yer aldıkları 2007-2008 sezonunda da attığı ilginç gollerle de f
utbol gündeminde isminden söz ettirdi. Geçen sezon takımının yeniden Bank Asya 1. Lig’e düşmesinin ardından takımını ayakta tutan oyuncular arasında yer alan Erhan Küçük, Süper Lig’e yükseldikleri play off karşılaşmalarının da en değerli oyuncusu seçildi.

Bank Asya Lig’inde 4’ü penaltından olm
ak üzere 15 gol atan Erhan Küçük’ün tüm gollerini ayakla atmış olması en dikkat çekici yönü. Uzun boyuna karşın hava toplarındaki zaafiyeti en önemli eksiği olarak gözüküyor.

Yine de Haziran ayında sözleşmesini 2 yıl daha uzatarak takımında kalan Erhan Küçük, 1.85 cm boyuyla ve giydiği 61 numaralı formasıyla, bu yıl isminden çokça söz ettirse şaşırtıcı olmamalı.

SERTAN ESER

Kasımpaşa’nın kadrosunda bu yıl yer alacak önemli isimlerden birisi de Sertan Eser olacak. İlk profesyonel sözleşmesini 1992 yılında Konyaspor’la gerçekleştiren Sertan, o tarihten bu yana gerçekleştirdiği 33 transfer sözleşmesiyle Türkiye liglerinin en çok takım değiştiren oyuncuları arasında yer aldı.

14 takımda forma giyen ve 2003-2004 sezonunda Bursaspor formasıyla da mücadele eden Sertan Eser, Bursa macerasını 2 golle tamamlamıştı.

Bugün 35 yaşında olan ve son olarak Kasımpaşa’yla sözleşmesini 2 yıl daha uzatan Sertan, 17 yıllık profesyonel futbolculuk hayatında Turkcell Süper Lig’te farklı takımlarla çıktığı 230 karşılaşmada 54 gol attı. İkinci liglerde de 140 karşılaşmaya çıkan Sertan, bu liglerde de 47 gole imza attı.

Geçen sezon 2’si play-off karşılaşması toplam 36 maçın 35 karşılaşmasında forma giyen Sertan, bu performansıyla Bank Asya Ligi’nde geçen sezon en çok forma giyen oyuncu oldu. Yalnızca bir maç kaçıran Sertan, sezonu 5 golle tamamlamasına karşın, tecrübesiyle Kasımpaşa’nın yeniden Süper Lig’e yükselmesinde önemli rol oynayan oyuncular arasında yer aldı. Takım arkadaşı defans oyuncusu Evren Kürkçü’yle birlikte Bank Asya Ligi’nin geçen sezon en değerli 11 oyuncu listesinde yer alarak bunu ispat etti.

Süratiyle tanınan Sertan’ın profesyonel futbolculuğunun 18’inci sezonunda takımına nasıl bir katkı sağlayacağı ve Türk futboluna renk katmaya devam edip etmeyeceği merak konusu.

TOLGA ÖZGEN

Kasımpaşa’nın Bank Asya Ligi’nin geçen sezonunun “Altın Eldiven”li kalecisi Tolga Özgen, lig maratonunda 36 karşılaşmanın 33’ün de forma giyerek, 21 golle ligin en az gol yiyen oyuncusu oldu ve takımının Süper Lig’e yükselmesinde kritik rol oynadı.

1999 yılında Gençlerbirliği’nde futbola başlayan ve 2000 yılında ilk kez profesyonel sözleşme imzaladığı İnegölspor’da 5 yıl boyunca forma giyen Tolga, son 3 yıldır Kasımpaşa formasıyla mücadele ediyor.

Soleven oyuncu Bolek’in transferiyle kale için sıkı bir rekabet içine girecek olan Tolga’nın performansı da takımı için belirleyici olacak.

YILDIZ ADAYI ŞAHİN AYGÜNEŞ

Kasımpaşa’nın forvet hattının bir başka oyuncusu ise Erhan Küçük ve Sertan Eser’in yanında genç oyuncusu Şahin Aygüneş. 1990 doğumlu bu genç forvet Kasımpaşa’ya Karlsruher’den transfer edildi. Ümit Milli Takımı’na çağrılan 1.80 cm boyundaki Şahin de, Turkcell Süper Lig’in ilerleyen haftalarında Sertan Eser’in yorulduğu dakikalarda takımda yer bulmaya aday bir isim.

LİG’TE NE YAPAYABİLİR?

Son 5 sezondur formasını giyen orta saha oyuncusu Ömer Hacısalihoğlu, geçen sezon devre arasında Sivasspor’dan alınan Hollanda patentli orta saha oyuncusu Uğur Yıldırım, orta saha oyuncusu Merthan Açıl’ın ve yine geçen yılki kadrodan orta saha oyuncusu Andre Francisco Morutz ile geçen yıl Belçika’dan getirilen orta saha oyuncusu Murat Akın sergileyecekleri performanslar ile yeni dış transferlerin takıma sağlayacakları uyum da Kasımpaşa’nın Süper Lig macerasını da belirleyecek.

Özellikle orta sahaya transfer edilen Faslı Boukhari ile Danimarkalı Keller’in takıma uyumu ve performansları hem Kasımpaşa’nın lige tutunmasında hem de Süper Lig’in renklenmesini sağlayabilir. Ağırlıklı olarak defans ve orta sahaya yönelik transferler gerçekleştirilmesi, savunma hattını güçlü tutmak istediğinin kanıtı.

Hazırlık dönemini Hollanda’da geçiren takımın son durumu ve oyun kurgusu belirsiz.

Besim Durmuş yönetimindeki Kasımpaşa için ilk haftalar çok önemli. Bu dönemde alınacak kötü sonuçlar, kısa sürede Durmuş’u koltuğundan edebileceği gibi, özgüven kaybına uğrayacak kadronun sonraki haftalarda toparlaması zor olabilir.

Bu nedenle, sezonun ilk maçı olan Bursaspor karşılaşmasını çok önemseyip en azından bir puanla İstanbul’a dönmeyi hedefleyeceklerdir. Flaş transferlerine rağmen Kasımpaşa’nın kadro derinliğinin olduğunu söylemek zor. Eğer, tüm yük iki flaş transferle Erhan ve Sertan’ın üzerine kalacaksa, işleri zor.

Devamını okuyun...>>

03 Ağustos 2009

Bursaspor’dan iki önemli atak daha...

Özcan YAZICI

Bursaspor’un altyapıya ilişkin yeni yaklaşımını önceki gün değerlendirmiştim.

Bursaspor, uzun süren atalet döneminin ardından artık organizasyonunu daha profesyonelce yönetiyor.

Bursa genelinde yetenekli futbolcu taraması derinleştirilirken, ülke genelinde de genç ve yetenekli oyuncular bularak altyapı takımlarına kazandırılıyor.


Bu yazımda dile getirdiğim görüşleri doğrularcasına Bursaspor’dan iki yeni atak daha geldi.


Bunlardan birincisi, 2. Lig B Grubu’na düşen ve yönetim oluşturmakta zorluk çeken Malatyaspor’un 18 yaşındaki genç oyuncusu Mustafa Olcaytu Ergen, Bursaspor kadrosuna dahil oldu.

Malatyaspor'un alt yapısında yetişen U-15, U-16 ve U-17 milli takımlarında forma giyen 18 yaşındaki forvet oyuncusu federasyona başvurarak Malatyaspor ile anlaşmasını tek taraflı feshetti.

Ardından da bugün yeşil-beyazlılarla antrenmana çıktı. 1991 doğumlu ve 1.78 boyundaki genç oyuncu geçen sezon Bank Asya 1. Lig'de 26 maçta forma giyerken, Bursaspor’u tercih ederek kariyerinde yeni bir dönemi başlatmış oldu.

Kuşkusuz, bu transferde Ertuğrul Sağlam etkisini de göz ardı etmemek gerekir. Belki yakın bir gelecekte Sercan Yıldırım Bursaspor’dan ayrılacak ama yeni Sercan’ların da yetiştiği unutulmamalı.

Bursaspor’un ikinci girişimi ise, Bursa dışından da pilot takım anlaşmaları yapmaya başlaması oldu.

Daha önce Kocaeli Güneşspor’dan Batuhan Altıntaş ve Gökalp Çakan’ı transfer eden Bursaspor yönetimi, bu klübün yöneticileriyle ilişkilerini geliştirdi ve Bursaspor’la pilot takım anlaşması imzaladı.

Devamını okuyun...>>

Ivan Ergic meselesi...

Bursaspor'un yeni transferi Ergic takım arkaşlarıyla olan açığını kapatmaya çalışıyor.

Özcan YAZICI

Juventus ve Basel kariyerli Ivan Ergic, Bursaspor’la birlikte ilk maçına sezon açılışında Manisaspor karşılaşmasıyla çıktı. O da 8 oyuncunun birden değiştiği ikinci yarıda...


Bazı yorumcular Ergic’le ilgili büyük şüphelere sahip.
Olay’da Engin Aksöz ile İbrahim Alakoç, bu yöndeki kuşkularını yazdılar...

Ben dinlemedim ama, röportajı izleyen arkadaşlarımın aktardığına göre, Fenerbahçe’nin eski Başkanı Ali Şen bir soru üzerine en önemli transferi Ergic’i alan Bursaspor’un yaptığını dile getirmiş...


Gerçekten böyle mi?


Şen’in iddiasını test etmemiz için zamana ihtiyacımız var.

Kanımca Ergic’e haksızlık yapılıyor...

Birincisi takıma sonradan katıldı ve hazırlık dönemine etkin biçimde yer alamadı...

İkincisi, takıma, kente uyum sağalabilmesi için zamana ihtiyacı var.

“Gereksiz bir transfer” ya da “alınmasa da olurdu” türü görüşler oldukça köşeli görüşler; bu yönde görüş dile getirebilmek için yeterli veriye ihtiyaç var. Bu yönde verilere ise ne hazırlık dönemi açısından ne de maç performansları açısından sahibiz...

Bence yeterli şans verilirse, uluslar arası tecrübesi ve yaş itibariyle futbol verimliliğinin en üst düzeyde olduğu dönemde Bursaspor’un en çok ihtiyaç duyduğu orta sahası için ilaç olabilir.

Devamını okuyun...>>

02 Ağustos 2009

Bu Sercan, Ferrari'yi sollar!..

Süper Lig'te bu yıl bu sahnenin sıkça yaşanması büyük bir olasılık.

Özcan YAZICI

Futbol, temaşa sporu; seyirci olmayınca temaşa da olmuyor...

Ne futbolcu oynamaktan zevk alıyor, ne de tribünlere serpilmiş nadide futbol izleyicisi...


"Direkten dönen" topa ahlanıp vahlanacak, "boş kaleye" yuvarlanamayan topa isyan edecek ve "olmayan bir ofsayta" topluca kızacak bir ses yükselmeyince stattan ne oyuncu kendini oyuna verebiliyor, ne de izleyici...


İşte öyle bir maçtı Bursaspor-Manisaspor karşılaşması...

Süper Lig’in başlamasına bir hafta kala Atatürk Stadı’na çıkan iki takımın futbol mücadelesi bir hazırlık maçı kıvamından çok bir antreman maçı tadındaydı...

Hazırlık maçı adına şekillenmiş maça başlama kadroları, ikinci yarı başlayınca hem Bursaspor hem de Manisaspor açısından tamamen bir antreman maçına dönüştü.

Bursaspor’da Ömer Erdoğan, Tuna Üzümcü ve Ali Tandoğan haricinde tümü ikinci yarıda yerini bir başka oyuncuya bıraktı.


Aynı fotoğraf hemen hemen Mesut Bakkal yönetimindeki Manisaspor için de geçerliydi...

Yine de “karşılaşmada en dikkat çekici yönler nelerdi?” diye soracak olursanız şöyle sıralayabilirim:


1 – SERCAN YILDIZ OLMA YOLUNDA...

Sercan Yıldırım, geçen sezonun üzerine yeni meziyetler eklemeye hazır olduğunu ve “karşıma değil Ferrari, alemi getirseniz de ben bu defansları hallaç pamuğu gibi atmaya hazırım” mesajları verdi.

Sol ve sağ şeritten sinyalsiz geçişleriyle, “Ben Chevrolet Corvette’i boşuna almadım. Hızımla ben bu sene çok sayıda savunmacıyı soyunma odasına gönderirim. Savunmacılar beni ancak formamdan tutabilir” der gibiydi. Eğer son vuruş becerilerini ve ceza sahası etrafında tercihlerinde aklını daha verimli kullanırsa çok gol atarken, ekürilerine de çokça attıracağını hala şüphesi olanlar varsa onlara da gösterdi. Manisa maçında topu soldan getirip Turgay’a yaptığı servis bunun staj çalışması gibiydi...

Burada tek sorun Sercan’ın bu futbol becerisinin icra edileceği alanın hala belli olmaması ve spekülasyon konusu olması. Sercan’ın Süper Lig de mi kalacağı yoksa yaban ellere mi gideceği hala belirsiz...

2 – TURGAY BAHADIR SHIN’İ ZORLAR...

Geçen sezon, Ertuğrul Sağlam’ın 4-4-2 sisteminde kullandığı Sercan-Shin ikilisi bu yıl sık sık bozulabilir. Sercan, “yerimi kimseye kaptırmam” sinyali verdiğine göre, burada önemli olan yanında kimin oynayacağı.

Turgay, hem Avusturya kampında, hem de Bursa’da seyirci karşısına çıktığı ilk karşılaşmada Bursaspor’a boşuna gelmediğini oynadığı tek bir devreyle gösterdi. Hareketli oynuyor, koşuyor, uzun boylu olmasına karşın ayaklarını, bileklerini iyi kullanıyor, dönüşleri hızlı, pas verimliliği iyi, sezgileri güçlü, gol bölgelerini iyi süzüyor...

Genç Shin, Turgay’ın gelmesiyle pabucun artık pahalı olduğunu kavramıştır. Performansını artırmadığı taktirde ilk 11 şansını kaybedebilir.

Bu forvet zenginliği içerisinde genç Tadeu, Halil Zeybek ve Gökhan Güleç’in forma şansının biraz daha zorlaştığını ve bu zorluk içerisinde en zayıf halkanın Gökhan Güleç olduğu ve daraltılacak kadronun en önemli kurbanı olmaya namzet olduğunu söylememiz gerekiyor.

3 – ERGIC ve BATALLA’NIN İLK HAFTALARA YETİŞMESİ ZOR...

Açılış maçında hemen herkes özellikle Hüseyin Cimşir, Zapatocny, Batalla ve Ergic’i merak ederken, az sayıdaki meraklı göz yalnızca Ergic’i, o da ilk 11 şansı zayıf bir kadronun yer aldığı ikinci yarıda izleme şansı bulabildi.

Teksas tribünü maçın hemen öncesinde “Ivan Ergic” tezahüratı yaparken, yardımcı antrenöre “ne yapacağım” diye şaşkınca bakan Sırp oyuncunun bu “ne yapacağım” şaşkınlık hali maç içerisinde de sürdü.

Teksas tribünü önünde taraftarın üçlü çektirmesine şaşkın ve uyumsuzca eşlik eden Ergic’in maç esnasında da arkadaşlarıyla uyumu da aynı şaşkınlık ve uyumsuzluk içerisindeydi.

Batalla’yla birlikte takımın kadrosuna ve hazırlıklarına geç katılan Ergic’in Süper Lig’in ilk maçlarında ilk 11’de yer bulması zor görünüyor.

Kumaşının iyi olduğu hem topla buluştuğu anlardan hem de bugüne kadarki kariyer öyküsünden belli. Yine de Ergic’in de Batalla’nın da zamana ihtiyacı var.
Bu isimleri bir an önce sahada görmek isteyen Bursaspor taraftarı biraz hayal kırıklığına uğrayabilir. Ama sabretmesini bilmeliler...

4 – RAZAMAN SAL, “BEN BU TAKIMDA OYNARIM” DEDİ...

Çevremdeki çoğu futbol ve Bursaspor takipçisinin de benim gibi şaşkın olduğunu söylemeliyim.

Çoğu kişi Batalla, Ergic, Hüseyin, Turgay, Zapotocny üzerinde odaklanmışken, 2. lig B Grubu takımlarından Pendikspor’dan gelen Ramazan Sal, resmen dış kulvardan atak yaparak Bursaspor kamuoyunun gündemine oturdu.

Buna Manisaspor maçını izleme şansına sahip olan 3-5 bin taraftar da tanıklık etti.

Ertuğrul Sağlam, Zapo’nun da gelişiyle stoper bolluğunda Ramazan’ı dün ön libero da kullandı.

Ramazan da şansını tabii...

Top kullanma ve oyuna sokma becerisi, uzun boyu, korner ve yan top ortalarında hava toplarına yükselme becerisi, rakibe yönelik pres anlayışı, kondisyonu ve hepsinden önemlisi de özgüveninin yüksekliği, ön liberoda rekabet içerisinde olacağı arkadaşlarına gözdağı gibiydi.

5 – KEMAL, YENAL VE VELİ’NİN İŞİ ZOR...

Bugünlerde hangi gazeteyi açsanız, hangi Bursaspor yorumcusuna kulak verseniz takımdan gönderilecekler arasında , Gökhan, Kemal, Yenal ve Veli’nin ismini sayıyor...

Malum Gökhan Avusturya kampında sakatlandı. Performans çizgisinin üzerine sakatlığı da eklenince takımdaki geleceği biraz daha belirsizleşti.

Ancak, özellikle Kemal ve Yenal’ın “gönderilecekler” söylentilerine itibar ettikleri ve bu söylentileri boşa çıkarmayacak bir grafik çizdiklerini söylemeliyiz. Sanki bu söylentileri içselleştirmiş ve durumu kabullenmişler. Yaşadıkları stres ve gerginlik oyun içerisindeki her hareketlerinden belli oluyordu.

Bana soracak olursanız, Ergic ve Batalla tranferleri ve Ramazan’ın sürpriz performan grafiğinden sonra Kemal’le yolların ayrılması kesin gibi. Yenal’ın kaderi ise, Mustafa Keçeli’ye alternatif bir transfer gerçekleştirilmesine bağlı. Vederson söylentileri doğru çıkar ve bu transferde hafta içinde gerçekleşirse, Yenal da kendi rüştünü ispat etmek için bir başka takımın yolunu tutabilir.

Yeni bir İbrahim Dağaşan vakası yaratır mı, yorumlamak güç.

6 – IVANKOV SAKATLANIRSA “EYVAH” DENİLECEK...

Geçen yılki kadrodan Yavuz Eraydın’la yollar ayrılınca, gözler yıllardır sıra bekleyen Yavuz Özkan’a çevrildi. Dün İvankov 11’de saha çıktı ve kurtarışlarıyla bu takım için ne kadar gerekli bir oyuncu olduğunu bir kez daha gösterdi. Ancak, İvankov’un yedeği kim olacak sorucu bana kalırsa hala büyük bir soru işareti. Sürpriz bir kaleci transferi yaşanırsa kimse şaşırmamalı.

Aksi halde İvankov’un sakatlanmaması için her kes dua etmeli...

Devamını okuyun...>>

Bursaspor sezonu açtı, gören olmadı!

Bursaspor, boş tribünler önünde sezon açtı.

Özcan YAZICI


Bursaspor, yeni sezonu tatsız tuzsuz bir biçimde açtı.

Her koşulda tribünleri doldurmasıyla ünlü ateşli ve tutkulu Bursaspor taraftarı, hemen herkesi şaşırtacak kadar dünkü açılışa ilgisiz kaldı.


Öyle böyle değil, geçen yıl Süper Lig’te rüzgar estirmiş kadronuzdan önemli sayılacak bir tek Mustafa Sarp takımdan ayrılmış, buna karşılık Hüseyin Cimşir, Ivan Ergic, Pablo Batalla, Turgay Bahadır ve hatta Pedikspor'dan gelen ve göz dolduran Razaman Sal gibi ilk 11’te yer alabilecek oyuncularla takımı takviye etmişsiniz...


Doğal olarak futbola ve takımlarına düşkünlükleriyle namlı Bursaspor taraftarının da stada ve tribünlere akın edeceği varsayılıyordu.


Ama öyle olmadı.
..


Bir tek Teksas tribünleri yoğundu ki orada da olağan dönemlerdeki sayıya ulaşılamamıştı.

Sanatçı Nalan, neredeyse boş tribünleri dolaşarak şarkı söyledi...

Bu şaşkınlık haline konuk takım oyuncuları Manisasporlular da katıldı. Sahaya çıktıklarında boş tribünlere bakarak şaşkınca ortamı süzdüler.

El mahkum, sezon açılışı demişsiniz, tören yapmaya da mecbursunuz...

Yapıldı da, eğer buna tören denirse tabii...

Teksas tribününden yükselen “yönetim taraftara sahip çık”, “taraftar dışarıda”, “böyle rezalet görülmedi” protestoları arasında, kısa bir anons, 10 dakikada her şey olup bitti.

Bu anları kimse anımsamak istemiyordu her halde, tüm ışıklar karartıldı ve futbolcular hızla sahaya koşup, karanlık ortamda sezon açılışı hatırına yönetim ve futbolcular topluca fotoğraf çektirdiler.

Her şey 10 dakikada bitti...

Ne başkan konuştu ki, böyle bir atmosferde konuşması cesaret isterdi, ne de kayda değer bir sunum oldu...

Bakmayın siz, lazer gösterilerine ve devre arasında boş tribünlere yapılan havai fişekli gösterilere...

Ne bir coşku, ne bir heyecan, ne de akılda kalan bir olay oldu dün gece yeni sezon açılışında.

Bu duruma sanırım en çok yeni transferler Ergic ve Zapotocny şaşırmıştır. 3-4 gün önce tesislerde düzenlenen imza törenine akın eden taraftarları görünce Zapotocny, “Bursaspor taraftarı Beşiktaş’tan bile iyi” diyerek takımdan gönderilmesine atıf yapmış, Ergic de “10 yıldır futbol oynuyorum ama böyle taraftar görmedim” diyerek şaşkınlığını dile getirmişti.

İki futbolcu dün boş tribünleri görünce kafaları herhalde çok karışmıştır.

Neden böyle oldu sorusuna verilen yanıtlar muhtelif...

Kimisine göre, bilet fiyatları pahalıydı ve taraftar bu durumu protesto etti. Bursaspor TV de maçı yayınlayınca protesto girişimi kolaylaştı...

Yaz tatiline yoranlar oldu...

Bunlardan hangisi geçirli olursa olsun, dün tribünlerde yer alan 3-5 bin kişi hiçbir gerekçeyle açıklanamayacak kadar düşük bir sayıydı.

Fiyatlar pahalı deniyorsa, kapalı kale arkasını ve maraton tribününü anlayabilirim ama açık kale arkası bilet fiyatları 5 TL’ydi. O tribünler bile neredeyse tamamen boştu.

Hani birileri maça gidilmemesi konusunda bir organizasyon yapmış diyeceğim ama bunu destekleyecek hiçbir bilgi ve duyuma sahip değilim...

İanın dün Bursaspor’un sezon açılışları tarihine geçecek bir geceydi...

Ama her yönüyle...

Umarız, açılışı sönük olan Bursaspor’un lig maratonu coşkulu geçer...

Ne de olsa, yıllarca şampiyonluk şarkılarıyla açılan sezonlar ilk devrenin ortası gelmeden sönüyordu. Bu kez tersi olur umarız; sönük başlayan sezon ilerleyen haftalarda şampiyonluk umut ve şarkılarıyla şenlenir...

Yüksek beklentiyle başlayıp, sönen heyecanlar yerine, bu kez tersi olur...

Hani derler ya, “her şeyde bir hayır” vardır...

Hayır olur inşallah!...

Devamını okuyun...>>
 

blogger templates | Futbol 16