Özcan YAZICI
İstanbul merkezli futbol kültürü, medyada, futbol camiasında ve nihayetinde ülke genelinde hakim olalı beri, zihinlerin dışında bilinç altları da bir garip işliyor.
Bence bunun en iyi örneği, Anadolu takımları ve bu takımlarda oynayan futbolcuların, hatta o kentin taraftarları ve medya mensuplarının sıkça dile getirdiği “Bu yıl çok can yakarız” sözüdür.
Sanki, Anadolu klüpleri salt “can yakmakla” görevli ve canlarını yakacakları takımlar da belli: Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve eh işte bir de dış kulvardan gelen Trabzonspor!..
Anadolu klüpleri can yakıcı, isimleri anılan takımlar ise canları yakılacak takımlar!..
Ankaragücü, Kayserispor, Gaziantepspor, Bursaspor gibi bir takımda futbol oynayan bir futbolcu “Bu yıl çok can yakarız” diyorsa anlayın ki, bu yıl “İstanbul takımlarını yeneriz ve onlardan çok puan alırız” demeye çalışıyor.
İnsanın, “Eee, hepsi bu mu?” diye sorası geliyor...
Tek hedefin bu mu?
Bu bir bilinç altı faaliyeti ve yanılmıyorsam psikolojide buna “kabullenilmiş çaresizlik” deniyor; bir ezikliği ve daha yarışın başında yenilgiyi işaret ediyor.
Bakmayın siz, “Bu iş bütçe işi, paran varsa zirveye oynarsın” sözlerine, bu laflar da, bu zihniyet dünyasına salınan bir korkutmacadan ibaret.
Eğer bu mutlak kural olsaydı, geçen sezon Almanya’da Wolfsburg değil, Bayern Münih şampiyon olması gerekirdi!
“Kabullenilmiş çaresizlik”, Türk futbol dünyasına ve kültürüne sin(diril)miş vaziyette; adeta bu zihniyet ve bilinç altı otomatiğe bağlanmış durumda...
Soru: Bu yıl ligte ne yaparsınız?
Yanıt: Çok can yakarız!...
Hepsi bu...
Biz de temel sorun organizasyon yaratma yeteneğinin sınırlı olması.
Tabii ki, bütçe önemsiz, para önemsiz demek istemiyorum. Ama iyi bir yönetim, hedefleri tanımlanmış ve bu tanımlamaya uygun belirlenmiş teknik kadro, uygun ve uyumlu futbolcu kadrosu ve tüm bunları bütünleştirerek belli bir istikrar sağlayarak hedeflerde ısrar başarının da kilometre taşlarını döşeyen unsurlar.
Eğer bu yazdığım sizi yeterince ikna etmediyse, Türkiye futbolu için söyleyebileceğim en önemli noktaya geliyorum.
Ülke futbol sistemi içerisinde İstanbul klüpleri dışındaki klüplerin, yöneticilerinin, futbolcularının ve o kentlerin temel dinamiklerinin ufkunun daha baştan karartılmış olması bu “kabullenilmiş çaresizliğin” özünü oluşturuyor.
“Nasıl olsa bizim şampiyon yapmazlar ya da başarılı olmamıza izin vermezler” ön kabulüyle, futbolu yönetenlere, medyaya hakim olan yaygın uygulama ve tavırlara, kısacası Türk futbol sistemine duyulan derin güvensizlik, inançsızlığa ve üstelik hemen her yıl yaşanan tecrübelerle bu güvensizliğin teyit edilerek doğrulanmasına bakacak olursanız, yıllar içerisinde bu “kabullenilmiş çaresizliği” yaratan unsurların neler olduğunu da görürsünüz.
Belki de Sivasspor geçen yıl son iki üç haftada bu “kabullenilmiş çaresizliğin” kurbanı oldu; “çok can yaktı” ama bir Wolfsburg olmaya inanamadı. Çünkü on yıllardır örselenen adalet duygusuyla sistemin şampiyon olmaya izin vermeyeceğine ilişkin bilinç altı faaliyete geçti. Son 3 haftaya girilirken Sivasspor, evinde oynadığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ilk golü yiyince, o anda “kabullenilmiş çaresizlik” devreye girdi.
Anadolu’dan bir takım çıkıp şampiyon olana kadar da bu durum devam edecek maalesef.
28 Temmuz 2009
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder