15 Eylül 2009

Düdük Çoban'da; peki çalan kim?

13 Eylül pazar akşamı Atatürk Stadı'nda oynanan Bursaspor-Fenerbahçe karşılaşmasından bir sahne. Ne dersiniz, maçı hakem Deniz Çoban mı yönetiyor, yoksa Fenerbahçeli futbolcular mı?


Özcan YAZICI

Bursaspor, Pazar günü Atatürk Stadı’nda karşılaştığı Fenerbahçe’ye 1-0’lık sonuçla kaybetti. Skor tabelası öyle söylüyor. Resmi kayıtlara da öyle geçti...

Üç puanı Fener aldı mı, verdiler mi, orası ayrı...

Kaldı ki, bu tartışma Türkiye’nin en kadim tartışması...

Eee, bir tarafta Türkiye’nin kısır futbol yapısının yapı taşlarından bir “güzide” İstanbul takımı, bir tarafta da bu kısırlığa başkaldırmaya en yakın bir Anadolu takımı...

Bir kez daha tanıklık ettik...

Kurulu düzen, sistem, çarklar yıllardır olduğu gibi sarsılmadan işliyor...

Bakmayın siz, arızi durumlara...

Yok, Sivasspor gerçeğiymiş, yok Anadolu’dan da bir şampiyon çıkabilirmiş!..

Sanki Türkiye’de buna olanak veren bir futbol altyapısı, anlayışı, zihniyeti ve hepsinden de önemlisi adaletli bir sistem varMIŞ gibi...

Bu içi boş, temelsiz yorumlar, kurulu düzenin üzerini örtmeye yarayan muhabbetlerden ibaret...

Medyası, futbol yöneticisi, taraftarı 2,5 takım üzerine yıkılmış, al takke ver külah ekranlarda, stadyumlarda vakit geçiriliyor, bu naçizane ömürlerin vadeleri dolduruluyor...

Pazar akşamı, Atatürk Stadı’ndan çıkan taraftarların kaçı Bursaspor’un oynadığı oyunu eleştirebilir?

Ya da, kaç kişi sahada oynanan oyunu, yalnızca bir futbol karşılaşması olduğunu, hataları, sevaplarıyla bunu yalnızca bu oyunun kuralları etrafında hissedip, düşünüp ve bu sınırlar içerisinde kalarak gündelik yaşamını bu yalınlıkta sürdürebilir?

“Avrupa Avrupa duy sesimizi bu gelen İstanbul takımlarının ayak sesleri” diye bu coğrafyada statlarını inletenler, haklı...

Her ne kadar, AB’yle üyelik görüşmeleri sürse de burasının Avrupa olmadığını biliyorlar ve ona uygun biçimde haykırıyorlar...

Öyle ya, Milan’ın, Liverpool’un, ya da falanın filanın karşısına çıkıp, kuzu kesilen, hakeme kaş göz oynatamayanlar, üç gün sonra bu ebedi topraklarda, aynı satatlarda, aynı düdüğü taşıyan Türk hakemlerine kurt kesilebiliyorlar...

Ve medyası, yöneticisi, taraftarı nezdinde muteber de olabiliyorlar...

Arda meğer haklıymış; her şeyi “Türk pasaportuna göre” düşünmek gerekiyormuş!..

O’nun görmediğini gören, O’nun görmediklerini ise gören başka bir zihniyet, başka bir kültür var Avrupa’da...

Türk pasaportuyla Avrupa’da futbol oynayamayan Emre, futbol oynamasa da Türk sahalarında istediği gibi cirit atabiliyor!...

Maçın “hakemi” olan ama “hakimi” olamayan Deniz Çoban’ın etrafını saran, yakasına yapışan, iten kakan, horlayan, itibarını yerle bir eden sahneler; gören, anlayan ve algılayan gözler için aslında Türkiye’deki sistemin tam bir itirafnamesi, ekranlar aracılığıyla tüm cihana bir kez daha terennüm etmesinden başka bir şey değildi...

En çok hakemi ezenin, en çok futbol yönetimindeki kurulları etkileyen, yönlendirenlerin şampiyon ilan edildiği bir ortamda, “Emregillerin” Çoban’ın etrafını sarması, sahaya dizilen takımların hangi oyun sistemiyle, hangi dizilişle ve oyuncuların hangi performansla oynadığını da anlamsızlaşıyor...

Oyunun kuralı, beynelminel kurallara göre değil, ama Türkiye’nin “özel koşullarına” göre belirlenen bir “kurallar” dizesiyle belirlenince oyunu futbol olarak görmek ve algılamak da imkansızlaşıyor...

Bu haliyle, ne kadar da Türkiye’nin siyasetine, hukukuna, ekonomisine benziyor değil mi?

Deniz Çoban, ne güzel özetliyor, Türkiye’nin tüm gerçeklerini...

En çok vergi kaçıran ve bundan kurtulanların itibarlı işadamı olduğu; hukuka en çok uyması gerekenlerin en çok hukuku iğfal ederek muteber olduğu; halkın iradesini hiçe sayarak muktedir olmaya devam eden siyasetçilerin olduğu ve tüm bunların korunup kollandığı bir yapıda, Deniz Çoban’ın kendisini itip kakanlara, horlayanlara oyun kurallarını uygulaması beklenemezdi tabii...

Çoban, ağzındaki düdüğü çaldığında, olay mahalline kuralları uygulamak üzere seğirtse de cebine giden el, el çabukluğuyla etrafını saran Fenerli oyuncularla geri çekilebiliyor...

Yazılı kural bir anda uçuyor, bilinçaltından fışkıran yazılı olmayanlar bir anda ruhunu ve zihnini kaplayıveriyor...

Geçmiş geliyor aklına, sonra benzer durumlarda geçmişte arkadaşlarına yapılanlar geliyor...

Ve tabii ki kurulu düzenin çarkları işliyor!...

Kuralların herkese eşitçe uygulandığı sisteme demokrasi deniliyor. Biz de ise bir yazılı kurallar var, bir de yazılı olmayan kurallar...

Güçsüzlerden yana yazılı kurallar, güçlülerden yana ise yazılı olmayanlar uygulanır...

Deniz Çoban’ın sahada itibarsızlaşması, onun etrafını saranların “itibarıdır”.

Türkiye’de itibar, değerini haklılıktan, meşruiyetten, eşitlikten almaz.

Güçten, tehditten, zordan, adaletsizlikten alır.

Yazık!

Bir futbol yazısında konuştuklarımıza bakın...

Ne zaman, bir futbol karşılaşmasını futbol olduğu için ve olduğu gibi izleyip, konuşabileceğiz...

Galiba, ülkeye tam anlamıyla demokrasi gelmeden, futbola da demokrasi gelmeyecek...

Keza, siyasette, hukukta, ekonomide adaletsizlik yaratanların kolları, futbola kadar uzanıyor...

Eşgüdüm halinde çalışıyorlar...

Futbolu anlamak için ülkeye, ülkeyi anlamak için futbola bakmak yeterli oluyor...

Malum, futbol sadece futbol değil!...


Devamını okuyun...>>

11 Eylül 2009

Hafta sonu futbol

12 Eylül Cumartesi

14:15 Motherwell-Glasgow Rangers / Futbolsmart

15:15 CSKA Moskova-Kryliya Sovyetov / Spormax

16:00 Orduspor-K.Erciyesspor / D Spor

16:30 Wolfsburg-Leverkusen / TRT 3

17:00 Celtic-Dundee United / Futbolsmart

17:00 Manchester City-Arsenal / Spormax

17:00 Stoke City-Chelsea / Spormax

19:30 Tottenham-Manchester United / Spormax

19:45 PSV-Roda / Futbol Smart

21:00 Galatasaray-Beşiktaş / Lig TV

21:00 Espanyol-Real Madrid / NTV

21:45 Lazio-Juventus / NTV Spor

22:00 Bordeaux-Grenoble / Kanal A


13 Eylül Pazar

14.00 Birmingham-Aston Villa / Spormax

15:30 Ajax-NAC Breda / Futbolsmart

16:00 Inter-Parma / NTV Spor

16:00 Ç.Rizespor-Samsunspor / D Spor

16:00 Diyarbakır Diski-Adana Demirspor / Çukurova TV

16:05 Cardiff City-Newcastle / Euro Futbol

16:30 Werder Bremen-Hannover 96 / TRT 3

17.00 İBB-Trabzonspor / Lig TV

18.15 Fulham-Everton / Spormax

21.00 Bursaspor-Fenerbahçe / Lig TV

22.00 Vitoria-Palmeiras / Spormax

22:00 Monaco-PSG / Kanal A


(
Kaynak: http://acetobalsamico.blogspot.com)
Devamını okuyun...>>

10 Eylül 2009

'Demir' gibi geliyor!...

Sercan Yıldırım'ın, şu anda Türkiye transfer gündeminin ilk sırasındaki isim olduğunu söylersek her halde yanılmamış oluruz.

Sercan, 19 yaşında ve artan performansıyla hem Bursaspor 11'indeki yerini sağlamlaştırdı, hem de Fatih Terim'in gözüne girmeyi başararak A Milli Takım formasını da kaptı. Bursaspor altyapısından yetişen genç Sercan, daha uzun yıllar futbol gündemindeki yerini koruyacağa benziyor.

Yakın gelecekte Bursaspor Türk futboluna altyapısında yetişen yeni bir golcüyü daha armağan edecek: Muhammet Demir...

17 yaşındaki Muhammet de, Sercan gibi altyapıdaki milli takımların hemen her seviyesinde forma giydi ve çok önemli bir uluslararası tecrübe edendi.

O da Sercan gibi milli takımlarda gollerini sıraladıkça, Avrupa'da genç futbolcu avcılarını peşine takıyor. Geçen yıl Chelsea, transfer girişiminde bulundu ama Lyon'dan 16 yaşındaki Kakuta'yı kaparak FIFA'yla başını derde sokan İngiliz klübü Muhammet Demir'i Bursaspor'dan koparmayı başaramadı.

2002 yılında Zonguldak'ta Karadeniz Ereğlispor'da futbola başlayan genç yetenek, 2005 yılı Eylül ayında Bursaspor altyapısına transfer edildi. Muhammet, ailesinin yanından ayrılıp büyük sıkıntılar yaşadığı iki yıl içerisinde Bursaspor altyapısında ve Milli Takımlar da büyük başarı gösterince 2007 yılında Bursaspor'la profesyonel sözleşme imzaladı.

Futbol Federasyonu'nun yayın organı "Tam Saha" dergisi Muhammet'i bu ayki sayısında sayfalarına taşıyarak, fulbol kariyerine ilişkin ilginç bir söyleşi gerçekleştirmiş.

Söyleşinin giriş bölümünde şunlar yazıyor:

Genç Milli Takımlarda 29 maçta 24 gol attı ve henüz 16 yaşında Chelsea'den transfer teklifi aldı. 2.5 sezondur Bursaspor'un A takımıyla idmanlara çıkmasına rağmen yaşadığı sakatlık problemleri nedeniyle oynama fırsatı bulamadı. Lider özellikleri, sürati, hırsı ve özellikle gol vuruşlarındaki ustalığıyla hem Bursaspor camiası hem de Genç Milli Takımlardaki antrenörleri ondan çok şey bekliyor. Bu beklentilerin sorumluluğunu taşıyarak, "Bu sezon benim sezonum olacak" diyor.

Öyle aynalışıyor ki, Sercan Yıldırım'ı kadrosunda tutan Bursaspor, olası bir ayrılık halinde, hem kasasını dolduracak, hem de Sercan'ın yerini...

Ama iki isimde futbol başarılarını sürdürür ve yan yana oynama şansı yakalarsa, işte o zaman Bursaspor, Türk futbolunun yeni gözde takımlarından biri haline gelebilir...

TAM SAHA'DA YAYINLANAN SÖYLEŞİNİN TAMAMINI OKUMAK İÇİN...




Muhammet Demir: "Beklenen golcü"

Genç Milli Takımlarda 29 maçta 24 gol attı ve henüz 16 yaşında Chelsea'den transfer teklifi aldı. 2.5 sezondur Bursaspor'un A takımıyla idmanlara çıkmasına rağmen yaşadığı sakatlık problemleri nedeniyle oynama fırsatı bulamadı. Lider özellikleri, sürati, hırsı ve özellikle gol vuruşlarındaki ustalığıyla hem Bursaspor camiası hem de Genç Milli Takımlardaki antrenörleri ondan çok şey bekliyor. Bu beklentilerin sorumluluğunu taşıyarak, "Bu sezon benim sezonum olacak" diyor.

Röportaj: Mazlum Uluç / TamSaha

Futbol gündemine 1 yıl önce "16 yaşında Chelsea'ye transfer olacak" haberleriyle oturan Muhammet Demir'i daha yakından tanımak istiyoruz.

1992 yılında Araklı'da doğdum. Ailem, babamın işi gereği ben 5 yaşındayken Karadeniz Ereğli'ye yerleşti. 5 erkek kardeşiz. Ben ailenin ortanca çocuğuyum. Ağabeylerim iyi futbol oynar ama futbolcu olmadılar. İkiz kardeşlerim ise Bursaspor'un altyapısında oynuyor.

Futbola nasıl başladın?

Malûm Karadenizliler futbola meraklıdır. Ben de küçük yaştan beri futbol oynuyordum. Sonra okul takımında oynamaya başladım. Kdz. Ereğli Belediyespor beni beğendi ve transfer etti.

Futbolcu olurken hedeflerin nelerdi?

Başlangıçta hiçbir hedefim yoktu. Sadece çok sevdiğim bir oyunu oynuyordum. Sonra Ereğli Belediyespor'a transfer olunca kafamda hedefler belirmeye başladı. Hep daha iyi noktalara gelmek istedim. O zamanki düşüncem, aileme daha iyi bir hayat sağlamaktı. Bursaspor'a geldikten sonra ise futbol dünyasını görüp öğreniyorsunuz ve o zaman yeni hedefleriniz de oluyor tabii ki.

Üzerinde emeği olan teknik adamlar kimlerdi?

Ereğli Belediyespor'da Bayram Altıntaş'ın üzerimdeki emeği anlatılamaz. Bursaspor'a beni zorla götürmüştü. Ondan sonra Bursaspor'daki altyapı hocalarım Yılmaz Burul ve Tahsin Tam'ın emekleri de çok farklıdır.

Fatih Tekke hayranıyım

Futbol idollerin var mıydı?

Fatih Tekke bana göre Türkiye'nin değil dünyanın en iyi futbolcularından birisi. Onun maç görüntülerini sürekli izliyorum. En başta liderliğini çok beğeniyorum. Maç içindeki hırsı, arkadaşlarını ateşlemesi bambaşka bir şey. Topla rahatlığı, soğukkanlılığı, gol vuruşlarındaki becerisi, bir santrfor olmasına rağmen oyunu yönlendirme yeteneğine de sahip olması, takımını organize etmesi ve kafa vuruşlarıyla bence Fatih Tekke 1 numara.

Halen öğrencisin değil mi?

Evet, zor oluyor ama liseye devam ediyorum. Sürekli kampta ve maçlardayım. Bu nedenle açıkçası zorlanıyorum.

Bursaspor'a transferin nasıl gerçekleşti?

Kdz. Ereğli Belediyespor'la Türkiye Şampiyonası için Ankara'ya gitmiştik. Orada takım olarak büyük bir başarı gösterdik ve şampiyon olduk. Bunun üzerine birkaç kulüp beni istedi. Ama Kdz. Ereğli Belediyespor'un eski Bursasporlu Sedat 3'le bir bağlantısı vardı ve hocam Bayram Altıntaş beni Bursaspor'a vermek istedi. Bunun üzerine Bursa'ya gittim. O sırada 12 yaşındaydım. Antrenmanlara çıkmaya başladım ama takımın en küçüğüydüm ve yabancıydım. O yaşlarda herkes size iyi de davranmıyor açıkçası. Artık dayanamayacak noktaya geldim ve 1 ay sonra bavullarımı toplayıp Ereğli'ye kaçtım. Bursaspor'daki hocalarım Ereğli'yi arayıp beni soruyordu. Ailem de futbol geleceğim açısından Bursaspor'da devam etmemi istiyordu. Ama ben geri dönmemekte kesin kararlıydım. Sonunda babam, "Git orada okuluna devam et. Eğer futbol oynamak istemezsen, okulu bitirip dönebilirsin" diyerek beni ikna etti. Sonunda babam haklı çıktı. Bursa'ya döndükten sonra giderek oraya alıştım. Bir süre her tatilde Ereğli'ye gidip gelirken, daha sonra bayramdan bayrama gitmeye başladım. Ailem de 2 sene önce Bursa'ya benim yanıma geldi.

İki kardeşinin Bursaspor'un altyapısına girişi nasıl oldu?

İkisi de yetenekli. Bursaspor'un pilot takım Merinosspor'dalar ve forvet bölgesinde oynuyorlar. Ama bu noktaya benim gibi çok zor şartlarda gelmedikleri için kendilerini fazla sıkmıyorlar.

Bursaspor oyuncusu olmak futboluna neler kattı?

İlk sezonumu hatırlıyorum da gerçekten çok kötü oynamıştım. Benden bir üst kategori olan 12-14'te Eren Albayrak'larla oynuyordum. O kadar kötü performans gösteriyordum ki, takım arkadaşlarım bana bu kadar şans verilmesine şaşırıyordu. Ama Yılmaz Burul Hocam bana çok güveniyor ve şans vermeyi sürdürüyordu. Ertesi sezon öyle bir gelişme gösterdim ki kaptan oldum. Yoğun çalışma temposunda kuvvetim arttıkça yeteneklerimi gösterme fırsatı da bulmuştum.

A Takıma yükselme sürecinde neler yaşadın?

2. 5 senedir A takımla antrenmanlara çıkıyorum. Ama bu sürede hep sakattım ve bir türlü oynama fırsatı bulamadım. Geçtiğimiz sezon sadece Antalyaspor maçında forma şansı bulabildim.

Ertuğrul Sağlam da Ereğlili ve futbolculuğu döneminde o da bir golcüydü. Onunla bu yönden ortak noktalarının bulunması senin için bir avantaj mı?

Avantaj elbette. Bana Ereğli'ye gidip gitmediğimi soruyor. Ben Ereğli'ye gittiğimde onu arayıp, "Gelmiyor musunuz hocam?" diye soruyorum. Aramızdaki diyalog çok iyi. Eski bir golcü olması da benim için avantajlı bir durum. Antrenmanlarda yanına çağırıp vuruşları gösteriyor, vücudumu nasıl yatırmam gerektiğini anlatıyor, golcünün nasıl hareket etmesi gerektiği konusunda bilgiler veriyor. Bu arada şunu da belirtmek isterim, Ertuğrul Hoca oyuncusuyla mesafesini korumayı çok iyi bilen bir teknik adam.

Genç Milli Takımlarda 29 maçta 24 gol atmış bir oyuncusun. Bir santrfor olarak ne gibi avantajlara sahip olduğunu düşünüyorsun? Antrenörlerin senin futbolculuğunu nasıl tarif ediyor?

Süratim ve kuvvetim iyi. Sonuçta ben A takım antrenmanlarında Ömer Erdoğan'a karşı oynayabiliyorum. İki ayağımı da kullanabiliyorum. Kafa toplarında başarılı sayılırım. Mesela Rusya'ya iki maçta 5 gol atmıştım ve ikisi kafaylaydı.

Eksik yönlerin neler? Bunları tespit etmek için bir çalışman var mı?

Uzun zamandır sakatlık nedeniyle oynamamanın getirdiği bir tutukluk var üzerimde. İki sene üzerine bu sezon başında Avusturya kampında maçlarla yeniden buluştum. Maç eksikliğim nedeniyle sahada daha önce yaptığım şeyleri yapamıyorum ve moralim bozuluyor. Psikolojik olarak çok etkileniyorum ve kafama takıyorum. Hocam da bunları yapmamamı, rahat olmamı istiyor.

15 yaşında A takım idmanı ağır geldi

Peki, bu sakatlıklar nereden kaynaklanıyor?

A takıma çıktığımda 15 yaşındaydım. O yaşta olmama rağmen A takımın yaptığı antrenmanların aynısını bana da uyguladılar, ağır geldi ve sakatlandım. Hem kasığımdan hem de dizimden sakatlık geçirdim. Tam iyileştim deyip yeniden antrenmana çıktığımda başka bir yerim sakatlandı. Bu süreçte vücudum güçsüz kaldı ve sakatlıklarım tekrarladı.

Fiziksel açıdan şimdi ne durumdasın?

İki sezondur ilk defa sezon başı kampı geçirdim ve herhangi bir problem yaşamadım. Kendime de çok iyi bakıyorum. Bu sezonun benim sezonum olacağını düşünüyorum.

Bursa'da güçlü bir yerel basın var. Seninle ilgili nasıl yayınlar yapılıyor?

Beni çok seviyorlar. Hem camianın hem de yerel basının umut bağladığı bir oyuncuyum. Henüz 17 yaşındayım ama sokağa çıktığımda herkes beni tanıyor. Üstelik henüz doğru dürüst bir maç bile oynamadım. Ama insanlar beni gördüğünde "Senden çok şey bekliyoruz" diyor. Mesela geçtiğimiz sezon Gaziantepspor maçının kadrosuna alınmıştım, bütün tribünler maç öncesi bana büyük bir sevgi gösterisinde bulunmuştu. O andaki duyguyu anlatabilmem mümkün değil. Beni hep bir beklenti içinde seviyorlar, ben de bu beklentileri bu sezon mutlaka karşılamak amacındayım. Bu sorumluluk ve inançla, "Bu sezon benim sezonum" olacak diyorum zaten.

Chelsea ve West Ham'ın transfer tekliflerine gelelim. Seni nerede izlediler ve transfer teklifinde bulundular?

Genç Milli Takımlardaki maçlarımı izlemişler. Üç gol attığım Rusya maçında sonra teklifleri geldi. Benim sakatlıklarımı bile benden iyi biliyorlardı. Çünkü uzun süredir beni izliyorlarmış.

Chelsea'ye gitmeme kulübüm izin vermedi

Peki, İngiltere'ye transferin neden gerçekleşmedi?

Bonservisim için bir ücret teklif ettiler ama kulüp başkanımız "Henüz erken" deyince bu transfer gerçekleşmedi. Tek sebep kulübün beni vermek istememesiydi.

Genç Milli Takımlar için seni keşfeden kimdi?

İlk olarak U15 Takımı kampına katıldım. Hocamız Ferhat Südoğan'dı. Fethiye'de kampa girmiştik ve Hollanda ile oynayacaktık. Ben ilk on birde yoktum ama şimdi Porto'ya transfer olan Engin Bekdemir o gün hastalanınca ben oynadım. İki Hollanda maçında birer gol atınca hocamız beni kaptan yaptı.

Bugüne kadar olan kariyerine baktığımızda Bursaspor'daki değil Genç Milli Takımlardaki performansınla ön plana çıkan bir oyuncu olduğunu görüyoruz. Ay-yıldızlı formayı giymek sana neler kazandırdı?

Bir kere bu formayı giymek bir özgüven oluşturuyor. Ayrıca burası bir vitrin. Milli Takımlara gelen bir oyuncu olarak, kulüp takımınızda da size bakış farklı oluyor. İki Avrupa Şampiyonası oynadım, Ekim ayında da bir Dünya Şampiyonası oynayacağım. 17 yaşında böyle bir tecrübeye sahip olmak küçümsenecek bir şey değil.

Macheda'ya bakıp üzülüyorum

Bir yandan da rakip takımlardaki oyuncuları görüp, "Benim onlardan bir eksiğim yok" gibi bir özgüven de kazanılıyor mu Genç Milli Takımlarda?

Bakın bu konuda bir örnek vereyim. Manchester United'a giden 1991 doğumlu İtalyan oyuncu Macheda'ya karşı iki maç oynadım. İngiltere'de oynadığımız ilk maçta İtalya'yı 3-0 yendik. Ben o maçta 2 gol atmıştım. O maçtaki Macheda'yı Manchester United'da gördüğümde gözlerime inanamadım. Bir ona bakıyorum, bir kendime bakıyorum ve üzülüyorum. Ben iki senedir sakat olduğum için oynayamadım. O ise iki sezon içindeki gelişimiyle Manchester United'da oynuyor. İnsanın morali bozuluyor ister istemez.

Aslında moralin bozulacağına, "O Manchester United'a gidebiliyorsa, ben de rahat rahat gidebilirim" gibi bir düşünceyle motivasyonunu da yükseltebilirsin.

Zaten beni moralimin bozulması Macheda'nın Manchester United'da oynamasıyla ilgili değil. Daha iyi yerlere gelmesini de isterim. Benim üzüntüm sakatlıklar sebebiyle yerimde saymamla ilgili.

Bu arada hem Genç Milli Takımlarda hem de Bursaspor altyapısında kaptanlık yaptığını öğrendik. Kaptan olmak için ne gibi özelliklere sahip olmak gerekiyor?

Her şeyden önce takım arkadaşlarınızın ve hocanızın güvendiği bir oyuncu olmalısınız. Sahada sorumluluk alabilmelisiniz. Milli Takımlara geldiğimde her zaman elimden gelenin en fazlasını yapmaya çalıştım. Gerektiğinde gidip topu çizgiden çıkarmalısınız ki, arkadaşlarınız da sizi görerek daha fazla hırslansın. Bir de "Madem ki arkadaşlarım bana güveniyor, onlar için daha fazlasını yapmalıyım" duygusuna kapılıyor ve daha fazla çaba harcıyorsunuz. Bugün U17 Takımındaki arkadaşlarım sakat olduğum dönemde beni sürekli arayıp "Sana ihtiyacımız var… Seni seviyoruz… Mutlaka aramızda olmalısın" diyorlardı. O zaman kendinizden vazgeçiyorsunuz ve her şeyinizi arkadaşlarınız için sahaya koyuyorsunuz.

Bu jenerasyonun, 5-6 sezon sonra A Milli Takımın iskeletini oluşturması bekleniyor. Sen bu jenerasyonun o dönemde neler yapabileceğini düşünüyorsun?

Yetenekli oyuncu çok ama açıkçası yetenekli olmak yetmiyor. Futbolda kuvvet çok önemli. Bizim kadromuzda kuvvet kazandığı takdirde çok iyi işler yapabilecek oyuncular var ancak fiziksel olarak yeterli olduğumuzu söyleyemeyiz.

Gençler idman bile yapamıyor

Bunun sebebi, genç oyuncuların kulüplerinde oynama fırsatı bulamaması mı?

Kendi kulüplerinde oynamalarından geçtim, antrenman bile yapamıyorlar ki… Altyapıda yapılan antrenman sadece 5'e 2 ve çift kale maç. Genç Milli Takım hocalarımız da bu sorunu çok yakından biliyor. Bakın, ben Millwall'da oynayan Kamil'le antrenman programlarını konuşuyorum, saat 08.00'de kulübe gelip kahvaltılarını yaptıklarını, 11.00'de antrenmana çıktıklarını, öğle yemeğinin ardından ise ağırlık çalışması yaptıklarını anlatıyor. Bizde ise birkaç şutun ardından çift kale maçla antrenman sona eriyor. Türkiye'deki genç oyuncuların ağırlık çalışmasından haberi yok. Benim avantajım, son 2.5 senedir A takımla antrenmana çıkmak oldu. Genç Milli Takım'daki ilk maçımda formanın içinde kayboluyordum. Son yıllardaki ağırlık çalışmalarının ardından forma üzerimde yırtılacak gibi duruyor. Ama birçok oyuncu A takımla antrenman yapma şansına sahip değil.

Bursaspor'un forvet hattında çok sayıda oyuncu var. "Bu sezon benim sezonum olacak" derken bu rekabeti de göz önünde tutuyor musun?

Bursaspor'un forvet hattında Sercan Yıldırım, Young Rok, Turgay Bahadır, Tadeu ve Halil Zeybek var. Rekabet gerçekten de çok yoğun yaşanıyor. Bence rekabet, olması gerek bir şey. Ben gelecek şansı bekleyeceğim. O gün mutlaka gelecek. Stres yapmadan beklemek ve o gün gelecek şansı iyi değerlendirmek lâzım. Bu sezon ligdeki hedefim 4-5 gol atmak. 17 yaşında bir oyuncu için bu iyi bir rakam. 5'in üzerinde gol atarsam gerçekten ekstra olur.

Ligimizde beğendiğin oyuncular var mı?

Bence Cangele Süper Lig'in en yetenekli oyuncusu. Onu canlı da izledim. Hem Sakaryaspor'da hem de Kayserispor'daki performansıyla gerçekten müthiş yetenekli bir forvet.

Kendini A Milli Takım'a ne kadar yakın görüyorsun?

A Milli Takım'da Türkiye'nin en iyi oyuncuları var. Ben yine de kendimi oraya yakın görüyorum. Dediğim gibi her şey bu sezon yapacağım patlamaya bağlı.

Direkt Avrupa'ya gitmek istiyorum

Biraz önce yakın hedeflerini saydın ama uzun vadedeki hedeflerin neler? 16 yaşında Chelsea'den teklif almış bir oyuncu olarak ligde 5 gol atmak seni kesmez herhalde.

Açık söyleyeyim, İstanbul hedefim yok. İngiltere'ye gideceksem direkt Bursaspor'dan gideyim. Bu benim için çok daha büyük bir mutluluk olur. Bir yandan genç yaşta İstanbul'a giden oyuncuların durumunu da görüyorum. Avrupa'da her şeyin daha farklı olacağını düşünüyorum.

Futbolun dışında neler yapıyorsun?

A takıma çıktıktan sonra çok fazla boş vaktim olmuyor. Bir yandan da Genç Milli Takım kampları ve maçlarını göz önüne alırsanız çok yoğun bir mesai içinde yaşıyorum. Boş vakit bulduğumda sinemaya giderim, bol bol gezerim. Bursa'yı çok seviyorum. Tatilde bile Bursa'da kalmaktan ve şehri gezmekten hoşlanıyorum.

SÖYLEŞİNİN ORJİNALİ ŞU ADRESTE...


Devamını okuyun...>>

08 Eylül 2009

Tribündeki kadın sayısı artarsa, şiddet ve küfür biter! Emin misiniz?

Özcan YAZICI

Statlarda yaşanan şiddet ve küfür olayları uzun yıllardır Türk futbolunun sorunu olmaya devam ediyor. Hani şiddet konusu önemli ölçüde konrol altına alındı da şu küfür ve hakaret olayları bir türlü sonlandırılamadı.


Biliyorum, birçok Avrupa ülkesi de dahil dünyanın çeşitli ülkelerinde de benzer olaylar ve sahneler görülebildiği ileri sürülebilir. Ama mevzu Türkiye ise, sorunların daha da azalmasını umarken, insanı şaşkına çeviren yeni yeni vukuatlara tanıklık etmek moral bozucu oluyor.

Hele böyle vukuatlar Bursaspor maçında ve bir de kadınlar arasında yaşanınca epey keyfiniz kaçıyor.

Yıllardır birçok yorumcu, statlardaki şiddet ve küfür olayının sona erdirilebilmesi, en azından mnimum seviyeye düşürülebilmesi için kadınların statlara çekilmesi gerektiğini savundu. Yine birçok takım da bu yönde ya kadın taraftarlara ücretsiz bilet dağıttı ya da bilet fiyatlarını düşürdü.

Buna rağmen birkaç takım dışında kadın taraftarları tirübünlerde mumla aradık.

Yeni stadıyla birlikte Fenerbahçe tiribünlerinde bir miktar kadın görür olduk, bir de "yeşil inciler" taraftar grubuyla birlikte Bursaspor tiribünlerinde.

Hatta bir "grup hareketi" olmaları babıyla "yeşil inciler" Türkiye'de bir ilk olmayı da başardılar.

O kadar nam saldılar ki Beyazıt Öztürk, 7 ay önce Kanal D'deki programına "yeşil incileri" konuk etti.



Oysa pazar günü Bursa Atatürk Stadı'nda oynanan Bursaspor-Eskişehirspor karşılaşmasında kapalı kale arkasında maçı izleyen bayan taraftarlar (muhtemelen yeşil inciler) "bilinmeyen bir nedenle" (ne önemi var ki nedenin) saç saça birbirlerine girdiler.

(MAALESEF İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ)


Erkek taraftarları aratmayacak bir hararette yaşanan karşılıklı yumruklaşmalar, havada uçuşan tekmeler haliyle bazı televizyon kanallarının haber bülteni diye sundukları "akşam kuşağı" için bulunmaz nimet oldu.

Ama çok kötü oldu.

Şimdi şiddet ve küfürü bitirmesinden umulan bir kitle bile, hiçbir önemi olmayan ve birkaç bin taraftarın zahmet edip geldiği bir maçta dahi kavga edecek bir neden bulabiliyorsa vay halimize!

Ne ilginç, tribünde kadın sayısı artacak ve bu kadınları gören erkekler utanacak ve küfür ve şiddetten vazgeçecekler; öyle mi?

Vallahi çok safmışız!..

Bırakın kadın görünce küfür ve şiddetten vazgeçilmesini, stada getirmeyi başardığımız kadınlar da meğer "erkekleşmiş" haberimiz yok!..

Bu tablo karşısında insanın "ey küfür ve şiddeti sona erdirmek için statlara kadın çekmeye çalışan gafiller, durun, yapmayın, üç beş kadını daha yakmayın" diyesi geliyor...

Keza, toplu sinkaf törenlerine kadınların bırakın tanık olması eşlik eder hale gelmesi artık geriye söyleyecek bir söz bırakmıyor...

Devamını okuyun...>>

07 Eylül 2009

Medyanın transfer dönemi bitmez!

Sercan, milli maçta başarılı futbolunu bir de golle süsleyince, İstanbul medyası yeniden transfer taaruzuna geçti. Transfer dönemi bitmiş, bir klübün sözleşmeli futbolcusuymuş, ne gam! Haberleri izleyen, dinleyen, okuyanlar sanır ki, Sercan bonservisi elinde, boşta transfer teklifi bekleyen bir oyuncu. Hele bir de Sermet Şükür tadında, medyayla yüz göz olmaya meraklı bir de babanız varsa, "gelsin Sercan, gitsin Sercan"... Eee, bakalım bu hikayenin sonu nasıl bitecek...


Özcan YAZICI

Kenan Yıldırım...

Sercan Yıldırım'ın babası.

Sercan, 1 Eylül'de biten transfer gündeminin ilk sıralarındaydı; transfer dönemi bitti ama Sercan hala transfer dedikodularıyla medyanın gündemini süslüyor. Bunda da babası Kenan Yıldırım'ın önemli bir rolü var kuşkusuz.

Kimine göre Sercan'ın menajeri; kimine göre Sercan babasının sözünden çıkmıyor.
Hakan Şükür'ün babası Sermet Şükür gibi ister menajeri olsun, isterse babasının sözünden çıkmasın, ama Sercan'ın sık sık transfer dedikodularıyla medya gündemine gelmesi yanlış.

Bu yanlışı büyüten de Sercan'ın babası Kenan Yıldırım'ın gereksiz biçimde medyaya açıklamalarda bulunması.

Kenan Yıldırım ya da bizzat Sercan'ın kendisi gelecekte herhangi bir başka klübe transfer yapmak istese dahi, şu anda bir klübün sözleşmeli futbolcusu olduğunu unutmamalı.

Hele hele sözleşmeli klübü için sahaya çıkıp terk dökerken, "Galatasaray'a gitse sevinirdim; Fenerbahçe artık benim için bitmiştir; Başkan sürekli fiyat yükseltti" gibi sözler sarfetmesi çok yanlış.

Kenan Yıldırım'ın, Star TV Spor Müdürü Ertem Şener'in Futbolig isimli programında buna benzer sözleri ekranlara yansıdı.



Telefonla yapılan ve sohbet havasında gerçekleşen söyleşi için yayın izni alınıp alınmadığına ilişkin şüpheler bir yana, Kenan Yıldırım'ın artık medyayla daha dikkatli iletişim kurması gerektiği açık.

Sercan, Bursaspor Klübü'nde kalmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdiği günlerde babası da kalkıp "şu klübe gitseydi sevinirdim, bu klübe artık tranferi olmaz" gibi açıklamalarıyla basının gündeminde yer alırsa, Sercan'ın da, Bursaspor Klübü'nün de zarar görmesine neden olur; üstelik gelecekteki olası bir transferi de zorlaştırır.

Birisinin Kenan Yıldırım'ı artık ciddi biçimde uyarması gerekiyor...

Bursaspor Klübü Başkanı İbrahim Yazıcı'nın transfer döneminde yine benzer açıklamalarla gündeme gelmesi üzerine Kenan Yıldırım'ı uyardığı kulislerde sıkça konuşulmuştu.

Anlaşılan, Sercan'ın futbol gelişimini istikrarlı biçimde sürdürmesi ve Bursaspor'un da O'ndan en yüksek verimi alması ve gerekirse de menfaatleri çerçevesinde bir başka klübe transferine izin verebilmesi için benzer bir uyarının daha net biçimde yapılması gerekiyor.

Aksi halde, bundan en büyük zararı, aklı transferde sahada dolaşan Sercan'ın göreceğini babası Kenan Yıldırım'a birisinin anlatması gerekiyor.

Bu görev de yine Başkan Yazıcı'ya düşüyor...


Devamını okuyun...>>

06 Eylül 2009

Sercan, A milli Takım'da ilk resmi maçında ilk golünü attı

Sercan, Arda'nın harika asistinin ardından Türkiye'nin ikinci golünü Estonya filelerine yuvarlarken, Tuncay kutlamalara çoktan başlamıştı bile...

Özcan YAZICI

Sercan uzun yıllar milli takımların birçok alt gruplarında mücadele ettikten sonra nihayet A milli Takım'da da yer almayı başardı. Bununla da kalmadı, A Milli Takım'la çıktığı üçüncü, ama ilk resmi maçında golle buluşmayı da başardı.

Bundan önce bu yıl içerisinde iki kez daha Fatih Terim tarafından milli takıma çağrılmıştı. Ancak iki karşılaşma da özel maç niteliğindeydi.

2.Haziran'da, yani tam 3 ay önce yine Kayseri'de, yeni yapılan Kadir Has Stadı'nda oynanan ilk milli maçta Sercan yedekler arasında sahaya çıkmıştı.

Azerbaycan'la oynanan bu karşılaşmada Sercan, ikinci yarının 63. dakikasında Tuncay Şanlı'nın yerine oyuna dahil olmuş ve 0-0 devam eden karşılaşmaya hareketlilik getirmişti.

Halil Altıntop'un 70. dadikada ve İbrahim Üzülmez'in 75. dakikada attığı gollerle Türkiye'nin 2-0 kazandığı maçta, özellikle ceza sahasının hemen içinde indirdiği kafa pasıyla İbrahim'in golle buluşmasında önemli bir rol oynamıştı.

Semih ve Nihat'ın forvet hattında ilk 11'de sahaya çıktığı bu özel maç, Sercan'ın da ilk kez A milli Takım formasıyla tanışmasına vesile oldu.


(TÜRKİYE-AZERBAYCAN: 2-0)



Sercan Azerbaycan özel maçının ardından 3 gün sonra Fransa'yla oynanan özel maçın kadrosunda da yer almış ve yine ikinci yarıda, bu kez 73. dakikada Mehmet Topal'ın yerine oyuna girmişti.

Milli Takım bu özel maçı 38. dakikada İbrahim Üzülmez'in kaleci Volkan'a kafayla geri pas vermek isterken araya giren Anelka'yı düşürmesi sonucu kazanılan penaltıyı Benzama'nın gole dönüştürmesiyle Fransa 1-0 kazanmıştı.

Kırmızı kart gören İbrahim Üzülmez, bugünkü Estonya maçına da bu kart yüzünden çıkamadı.

(FRANSA-TÜRKİYE: 1-0)



Sercan, 21-27 Temmuz tarihler arasında da U-19 Milli Takım kadrosuna dahil olarak çok önemli 3 karşılaşmada daha görev yaptı. İspanya, Fransa ve Sırbistan'la oynan maçlarda yer aldı. 1-1 biten Fransa maçında da Türkiye'nin tek sayısını kaydeden isim oldu.

Ve Sercan son olarak, iki özel maçın ardından ilk kez bir resmi karşılaşmada üstelik ilk 11'de Estonya karşısında milli forma şansı buldu. Bunda kuşkusuz forvet hattında PSG'li Mevlüt Erdinç'in sakatlanıp kadrodan çıkarılmasının, Nihat'ın formsuz ve hafif sakat olmasının ve Semih Şentürk'ün de cezalı olmasının önemli katkısı oldu.

Tuncay Şanlı'yla birlikte Estonya maçına forvet hattında maça çıktı, ama gerçekte maçı tek forvet gibi oynadı.

Türk futbolunun önemli br yıldızı olma yolunda ilerleyen Sercan daha 19 yaşında çıktığı bu önemli karşılaşmada takım arkadaşlarıyla zaman zaman uyum sorunu yaşasa da, çalışkanlığıyla, koşularıyla, top sürüşleriyle maçın önemli isimlerinden birisi oldu. Yani ele geçirdiği fırsatı iyi değerlendirdi.

Türkiye'nin mutlaka kazanmasının gerektiği ve Estonya'nın daha maçın 7. dakikasında sürpriz bir golle öne geçtiği maçta, yükselen tansiyonun altında ezilmedi; iyi bir performans sergiledi. Tuncay Şanlı'nın 1-1'e getirdiği golün ardından Arda Turan'ın korner çizgisinde yoktan varettiği pozisyonu, golcü sezgileriyle iyi takip edip, iyi yer tutarak fırsatçılığını konuşturdu ve Türkiye'yi 2-1 öne geçirerek A Milli Takım kariyerindeki ilk resmi maçında ilk golüyle buluşmasını bildi.

Golün ardından koşarak gidip Terim'e sarılması da, kendisine bu fırsatı tanımasına teşekkür gibiydi.

(TÜRKİYE-ESTONYA: 4-2)



Arda'nın muhteşem bir maç çıkarttığı, Tuncay'ın boşuna Premier League'de oynamadığını gösterircesine resital sunduğu karşılaşmada, Emre Belezoğlu ve Sercan da bu iki isme eşlik edince, katı defanslarıyla namlı Estonya'nın adeta başı döndü.

Şimdi, 9.Eylül'de Bosna-Hersek'le deplasmanda çok kritik bir maça çıkacak Türkiye. Bu maçı mutlaka kazanması gerekiyor A Milliler'in. Sinirlerin gergin olacağı ve tecrübenin bol bol aranacağı bu karşılaşmada Fatih Terim'in Sercan'ı yedek soyundurması güçlü bir olasılık. Hele hele Semih'in de takıma dönecek olmasını hesaba kattığımızda.



Yine de Estonya maçıyla Sercan, bu takımda yerinin olduğunu çoktan ispat etti. Ve transfer dedikodularında sıkça ismi geçtikçe kendisine burun kıvıran bazı yorumculara da çok güzel bir yanıt vermiş oldu.

Sercan önümüzdeki dönemde daha da iyi olacak. Özgüvenin artması yalnızca Milli Takıma değil, Bursaspor'a da katkı sağlayacak.

Bursaspor 13 yıl aradan sonra Elvir Baliç'in ardından bir yıldızı daha Türk futboluna kazandırmış olacak.

Sevindirici olansa, Eren Albayrak, Muhammet Demir gibi daha birçok yıldız adayının da arkadan geliyor olması...

Altyapıdan gelen çok sayıdaki genç yetenekler için bir sembol ve örnek olan Sercan, Bursaspor'un Ertuğrul Sağlam yönetimiyle altın bir dönem yaşayacağının işaretlerini veriyor.


Devamını okuyun...>>

05 Eylül 2009

A2 Ligi iyi bir altyapı projesi olabilir

A2 Ligi sessiz sedasız başladı. PAF Ligi'nin yerine ihdas edilen bu lig şu an itibariyle pek ilgi çekmese de önümüzdeki haftalarda yeni statüsüyle daha fazla ilgi çekeceği kanatindeyim.

Bursaspor'un Galatasaray'la oynadığı ilk karşılaşmayı Galatasaray TV'den canlı olarak izleme fırsatı buldum. 1-1 sonuçlanan maçı izleyemeyen ve merak edenler üzülmesin, çünkü maçı Bursaspor TV'den de izleme şansları var.

Maçla ilgili PCLion FC ilginç bir analiz yazmış. Olay mahallinden bildiren PCLion FC'nun yazısı her iki takımın gençleri hakkında bilgi edinmek isteyenlere ip uçları veriyor...

Bu arada, naçizane düşüncem, maçların klüp antreman sahaları yerine statlarda (mümkünse Süper Lig maçlarından hemen önce) oynanması ve en azından TV sahibi klüplerin maçları canlı yayınlaması; bir de tabii taraftarların maçları statlarda izleyebilmesi için duyuru, tanıtım gibi faaliyetlerin gerçekleştirilmesi hem bu lige ilgiyi artıracaktır, hem de altyapılardan ana takımlara daha hazır oyuncu gelmesinin yolunu açacaktır.

GALATASARAY-BURSASPOR MAÇINI İZLEMEK İÇİN...


A2 LİGİ GALATABARAY-BURSASPOR (İLK YARI)



A2 LİGİ GALATABARAY-BURSASPOR (İKİNCİ YARI)




Devamını okuyun...>>

04 Eylül 2009

Kantarın topuzu kaçmadan...

Fenerbahçe, 13 Eylül Pazar günü saat 21.00'de Atatürk Stadı'nda Bursaspor'a konuk olacak.

Türkiye Futbol Federasyonu'nun haftalar öncesinden açıkladığı programa göre maçın oynanacağı gün ve saati biz böyle biliyoruz.


Ama öğreniyoruz ki Fenerbahçe, Federasyon'a başvurarak maçın bir gün sonraya alınmasını istiyor.

Neden?

Brezilya Milli Takımı'nın oynacağı maçlar için bu ülkeye giden futbolcularının Cuma sabahı Türkiye'ye dönecek olmalarını ve yorgunluklarını gerekçe olarak sunmuş Fenerbahçe...


Cuma sabahından pazar akşamına neredeyse 2,5 gün var...


Bu makul bir gerekçe mi?


Bence hayır...

Bursaspor yönetimi de zaten bu talebe itiraz etti...

Peki Federasyon Fenerbahçe'nin talebini olumlu karşılar mı?

Eee, burası Türkiye; kestirmeden "hayır reddedilir" diyebilen var mı?

Eğer, bir takıma özel koşullara göre maç programları belirlenecekse bu hak başka takımlar için de doğmaz mı?

Galatasaray'ın, Beşiktaş'ın, hatta Bursaspor'un da milli takımlarda oyuncuları var. Örneğin Galatasaray da "benim maçımı da salıya alın, ya da Fenerle aynı gün ve saate alın" derse...

Kantarın topuzu nerede duracak?

Devamını okuyun...>>

Ah! Bugün Adana'da olmak vardı!

Özcan YAZICI

Adana şehri sessiz sedasız (aslında bugün NTV başta olmak üzere bazı internet sitelerinden ses geldi) ilginç bir karşılaşmaya sahne olacak. Adana Demirspor İtalya Serie A takımı Livorno'yla Adana'da bugün saat 21.00'de karşı karşıya gelecek. Maçın organize edilmesinin gerekçesi ise, "ırkçılığa ve emek sömürüsüne karşı dayanışma"...


Artık uluslararası bir atasözüne dönüşen Simon Cuper'in o ünlü deyişindeki gibi "futbol asla sadece futbol değildir"...

Livorno ve Adana Demirspor'u Adana'da buluşturan da futbolun sadece futbol olmaması kuşkusuz. İtalya'da özellikle 2. Dünya Savaşı yıllarında faşizme karşı direnişin sembolü olmuş, sosyalist bir gelenekle özdeşleşmiş Livorno'yla emekçilerin kurduğu Adana Demirspor'u bir araya yalnızca futbol değil ama "emek sömürüsüne" karşı, "ırkçılığa" karşı ortak duyarlılıklar bir araya getirdi.

Pek kamuoyuna yansımadı ama önce taraftar toplulukları birbirlerini ziyaret ettiler; şimdi de takımlar ziyarete dahil oldu. Önce Livorno geldi ve şimdi de Adana Demirspor 160 bin nüfuslu bu şirin İtalya kentine davetli.

Goal.com Editörü Onur Yazıcıoğlu, bu tarihi maçı Adana'dan canlı olarak aktarıyor. Eğer Livorno'yu ve tarihini merak ediyorsanız sizi Goal.com Yazarı Ali Murat Hamarat'ın yazısına gönderelim. Takımın en önemli oyuncusu ve bir liman işçisinin oğlu olan 1975 doğumlu Lucarelli hakkında ayrıntıları okumak için de yine Onur Yazıcıoğlu'nun analizine başvurabilirsiniz...

2 bin kişinin katıldığı Livorno'yu karşılama töreniyle ilgili fotoğrafalara bakmak için...

26.Şubat.2008'de Cevahir Evren'in NTVSPOR'da yazdığı Livorno yazısı için...

Bu da NTV'nin günün anlam ve önemine ilişkin haberi:


Kardeş'CNE' bir maç olacak

Ah bugün Adana'da olmak vardı!..

BİLGİ İÇİN:

Livorno hakkında genel bilgi...
Klüp Resmi Sitesi...
Türkiye'de Livorno hayranlarının kurduğu blog site...
Adana Demirspor-Livorno dostluk maçı için bloglarda yazılmış yazıları okumak için...

Bu da Livorno'nun stadlarda yankılanan "Bella Ciao" marşı:





Devamını okuyun...>>

03 Eylül 2009

Erhan Altın, Besim Durmuş, sıradaki?

Erhan Altın bu fotoğrafı çektirdiğinde tarih 18 Haziran 2009'du. Denizlispor'un başında yalnızca 4 maça çıkabildi ve ancak 2,5 ay görev yapabildi.

Özcan YAZICI

Birisi geçen yıl Kocaelispor'u sezon birkaç hafta daha sürse ligte tutmak üzere olan bir isim, diğeri ise takımı 1. Lig'te havlu atmak üzereyken takımın başına getirilip, Süper Lig'e çıkarma başarısı göstermiş bir isim...

Sonuç?...

Hadi size güle güle!...

Kimden söz ediyorum?

Tabii ki Erhan Altın ve Besim Durmuş'tan...

Ligin ilk dört haftasında puan alamayan Denizlispor ve Kasımpaşa'nın teknik direktörleri olan bu iki isim de artık gelenekselleşen "teknik direktör kovma sezonunun" ilk kurbanları oldu.

Kim bilir, bir maçı ertelenen ve yalnızca 3 maç oynayıp sıfır çeken Sivasspor'un Teknik Direktörü Bülent Uygun da, bakarsınız dördüncü maçta da puan alamazsa, üçüncü maçta tribünlerden yankılanan "istifa" seslerinin kurbanı oluvermiş!..

Efendim, hemen atılıp, "nasıl olur, adam son iki yıl Sivasspor'u şampiyonluğa oynattı. Üstelik hezimete de uğrasa takımını Şampiyonlar Ligi maçlarına taşıdı" anımsatmalarına girişmeyin...

Bu topraklarda, futbolun geçmişi olmadığı gibi, geleceğe de tahammül yoktur. "Şimdi" vardır ve "şimdi aldığın sonuçlar" caridir...

Sen bir Türkiye Şampiyonluğu ve Türkiye Kupasını da kazansan, devamında üç beraberlik seni giyotinin altına götürebilir. Bir iki beraberlik ve birkaç yenilgiyle giyotinin inmesini kimse durduramaz...

Mustafa Denizli için söylenen "Akıllık edemedi. Fatih Terim gibi takımı şampiyon yaptıktan sonra bir dakika durmayacaktı; basıp gidecekti" eleştirilerinin yanlış olduğunu şimdi kim iddia edebilir?

Sağına soluna, önüne arkasına bakılmaz...

Şimdi, sonuç alıyorsan varsın ve haklısın, alamıyorsan, "uğurlar olsun"...

Erhan Altın gitti, Nurullah Sağlam geldi; Besim Durmuş gitti Yılmaz Vural geldi...

Başka kimler vardı kenarda bekleyen?...

Giray Bulak, Erdoğan Arıca, Samet Aybaba, Sakıp Özberk, Güvenç Kurtar, Raşit Çetiner...

Sıradaki gelsin!...


Devamını okuyun...>>

İyi ki vardınız, iyi ki varsınız...

Okay Karacan, Zaman'daki yazısında çok değerli bir kadirşinaslık örneği sergilemiş. Bakın yazısının sonunda neler yazmış:

"Meşhur, "Don't let me be misunderstood'un" ana melodisi 70'lerde TRT spor haberlerinin ya da bir spor programının jenerik müziğiydi. Hangisi olduğunu tam hatırlamıyorum, çünkü 8 yaşındaydım. Duyar duymaz içim kıpır kıpır olurdu. Jeneriğin ardından onların genç yüzüyle karşılaşırdık. Siyah-beyaz dönemin spor yüzleriydiler. Onlardan ilham alarak bu mesleğe girenlerdenim, hem de onlar gibi TRT'nin çok aşamalı sınavlarında terleyerek. Bugün meslekteki 36'ncı yıllarını kutluyorlar.

TRT sınavlarını kazanarak kuruma aynı anda girdiler, daha sonra profesyonel hayatta renkli yayıncılığın miltaşı işlere imzalar attılar. 3 Eylül 1973'ten bu yana ülkeye sesleri ve yorumlarıyla futbolu sevdiren, bu harika oyunun parçası olan ağabeylerim; Öztürk Pekin, Ümit Aktan, Doğan Yıldız, Abidin Aydoğdu, Murat Ünlü ve hocam Tansu Polatkan'a sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

İyi ki vardınız, iyi ki varsınız...

Nice yıllara."

Evet, Okay Karacan'ın duygu ve düşünceleri bunlar. Benim de yaşım 40'ı gördüğüne göre, TRT'nin o siyah beyaz döneminden aynı şarkının, aynı melodinin kulaklarımda yankılandığını söylemeliyim.

Karacan, çok önemli bir vefa örneği sergilemiş. Gerçekten de andığı isimler yalnızca TRT'ye değil, yıllarca Türk sporuna, Türk medyasına hizmet etmiş, değer katmış isimler.

Hangi yaşta olursa olsun bu isimlerin sesinden radyodan ya da ekranlardan maç anlatımı dinlemeyen futbolsever var mıdır acaba?

Türk medyasına çok önemli isimlerin kazandırılması yönünde de çok emekleri var bu isimlerin.
Özel TV'lerin ve radyoların yaygınlaşmasına rağmen bir gelenekten gelen bu isimlerin kalitesinin hala aşılamadığını söylemeliyiz. 1970 ve 80'lerde bu isimlerle TRT'de başlayan nitelik ve kalite damarı kurumsal olarak bugün NTV'de sürüyor. Kuşkusuz, Okay Karacan gibi farklı kurumlarda bireysel olarak başarılı işler çıkaran isimler de var.

Ben de bir basın çalışanı ve bir sporsever olarak Okay Karacan'ın duygu ve düşüncelerine katılıyorum:

"İyi vardınız, iyi varsınız. Nice yıllara" diyorum...

Bu arada, sevgili Okay Karacan'ın andığı isimlere
Orhan Ayhan, Necati Karakaya ve rahmetli Kenan Onuk'u da eklemek istiyorum. Yanılmıyorsam, her üç isim de aynı dönemde TRT'de göreve başlamışlardı. Onların emeklerini de anmak gerekiyor...

Ve son olarak, Okay Karacan'ın anımsattığı Santa Esmeralda'nın o unutulmaz şarkısı
"Don't let me be misunderstood"u sizlerle paylaşarak tüm bu isimlere saygı ve selamlarımı gönderiyorum...


Devamını okuyun...>>

İşte bu olmadı!

Özcan YAZICI

Neresinden bakarsanız bakın, kim ne derse desin, Bursaspor ABD Milli Takımı solbeki Heath Gregory Pearce transferinde büyük bir fiyasko ve skandal yaşadı. Yaşanan bu olay ve ortaya çıkan tablo organizasyondaki profesyonel eksiklikleri, yetersizlikleri gösterir.

Bursaspor yönetiminin suçu ve sorumluluğu "menajerin kabul edilemez" isteklerine yıkması, gözler önüne serilen bir takım sorunları göz ardı etmemizi gerektirmez.

Bir, bitmemiş bir transferi resmi siteden bitmiş gibi duyurmak büyük bir hata. Bir de resmi tanıtım toplantısıyla futbolcuyu transferi bitmiş gibi kamuoyuna ve taraftara tanıtmak daha büyük bir hata.

İki, son günde takımlar transfer yapabilir. Birçok takım da bu yola başvurdu da zaten. Ancak son gün yapılan transferin ana konularla ilgili görüşmelerinin ve anlaşmalarının son ana bırakılması önemli bir yanlış.

Üç, eğer sorun menajer değil de bir takım bürokratik bilgisizlik ve yetersizliklerden kaynaklanmışsa, bu durum daha da üzücü olur.

Sonuçta, Pearce transferi Bursaspor'un, camianın, kentin büyük bir itibar ve imaj kaybetmesine neden oldu. Üstelik takımın en çok ihtiyaç duyduğu bir mevkiye de transfer yapılamadı.

Bu durum, sıkıntılı bir tablo yaratsa da, benzer durumların bir daha yaşanmaması için bir fırsat olarak kullanılmalı ve profesyonelleşme anlamında sorun ve sıkıntı nerede yaşanıyorsa, oraya yönelik neşter atılarak çözümlenmeli.

Belki de Fenerbahçe ve Trabzonspor'un yaptığı gibi bir "Sportif Direktörlük" ihdas etmek çözüm olabilir.


Devamını okuyun...>>

Bursaspor TV'ye konuk olduk


Bursaspor TV'de Vedat Aslan'ın hazırlayıp sunduğu "Basın Tribünü" programına konuk olduk. Yaklaşık 40 dakikalık programda Bursaspor ve futbol gündemine ilişkin son derece keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ayrıca Bursaspor Özlüce Tesislerini ve Bursaspor TV stüdyolarını da yakından inceleme fırsatını da bulduk.

Mehmet Gerçeksi, Suat Paçacı, Burak Uçar, Vedat Aslan gibi çok sayıda deneyimli isimin kurup geliştirdiği Bursaspor TV'nin doğru yolda ilerlediğini ve iyi işler çıkardığını gözlemlemek de ayrıca Bursaspor ve futbol izleyicisi olarak bizlere mutluluk verdi.

Yakında internetin dışında yeni platformlarda da yer alması beklenen Bursaspor TV'yi çok kısa bir süre sonra Digiturk'te izleme şansı bulacağımızı da sizlerle paylaşmış olalım.

SÖYLEŞİYİ İZLEMEK İÇİN:



Devamını okuyun...>>

02 Eylül 2009

Bursaspor’un transfer stratejisi

Bursaspor'un son tranferlerinden biri 19 yaşındaki İsa Bağcı oldu.

Özcan YAZICI

Bursaspor transferde Sercan Yıldırım’a yapılan teklifler nedeniyle çok fazla gündeme geldi. Taraftar yıldız bir oyuncusunu kaybetme olasılığı nedeniyle kederli günler geçirdi ama, sonuçta Başkan İbrahim Yazıcı’nın da dile getirdiği gibi “satılamayacak oyuncu yok; yeter ki ikna edici, iyi bir ücret ödensin”...


Bu gerçek taraftarca da biliniyordu ve bu realite taraftarın yutkunmasına neden oluyordu. Eh, sonuçta takıma 10 milyon avro gibi çok ciddi bir parasal girdi olacaktı ve buna da ne denebilirdi ki!..

Neyse ki, transfer dönemi kapandı ve Sercan yuvada kaldı. Sercan mutlu, yönetim mutlu, teknik direktör mutlu, taraftar gani gani mutlu...

Şimdi Sercan’ın göz dolduran futbolunu ve gelişimini Atatürk Stadı’nda izleme keyfine devam...

Bursaspor transfer gündeminin vitrinine takımdan ayrılma olasılığıyla Sercan’la çıkarken, sessiz sedasız transferler gerçekleştirerek, takımı güçlendirecek yeni hamleler yaptı.

Bursaspor, İbrahim Yazıcı yönetimi döneminde özellikle son 10 yılda hiç olmadığı kadar akılcı bir transfer politikası yürütüyor.

Bugüne kadar olan, ya sezon sonu ya da devre arası çoğunlukla menajer yönlendirmeleriyle doldur boşalt usulü transfer yapılır, benzetme yerindeyse tezgahtan karpuz seçilir gibi oyuncu transfer edilirdi...

Ne yazık ki amatör ellerle gerçekleştirilen bu transferlerin çoğu “kabak” çıkardı!...

Bursaspor’da değişen bu transfer politikası ve yönetim anlayışında önemli bir unsurun da Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam’ın olduğunu söylemeliyiz.

Bursaspor’un altyapı takımlarıyla bizzat ilgileniyor, ilçe takımlarıyla maçlar organize edilmesini sağlayarak kent içi bağı güçlendiriyor; hatta ilkokullar arası maçlara da giderek sinerjinin büyümesine katkıda bulunuyor.

Transferleri de akıllıca gerçekleştiriyor. Uzun süre takip ediyor, ettiriyor, gerekirse defalarca gidip bizzat izliyor ve tüm bunların çoğundan genellikle kimsenin haberi olmuyor.

Biliyorum, Sağlam döneminde yapılan transferleri beğenmeyenler, eleştirenler de var; ama kimse klübün olanaklarını, bütçesini bir kenara bırakarak hesap kitap yapmasın, oyunculara kırat biçmesin, değer atfetmesin!...

Bana göre, yapılan transferler mevcut olanaklarla oldukça yerinde. Shin, Ergiç, Batalla(henüz soru işaretleri taşısa da), Tadeu (Batalla’nın soru işaretlerini o da hala üzerinde taşıyor), yerlilerden Ali Tandoğan, Tuna Üzümcü, Ramazan Sal, ‘Sağlam’ imzası taşıyor ve takımı son bir yıldır Süper Lig’in üstlerinde tutuyor.

Ve Bursaspor idari ve teknik yönetimiyle planlı biçimde sürekli yeni, genç isimleri altyapıya ve mevcut kadroya katıyor.

Bunlara katılan son iki isim de İskoç Glaskow Rangers’tan İsveç doğumlu 19 yaşındaki İsa Bağcı ve ABD Milli Takım oyuncusu 25 yaşındaki Pearce oldu. İsa, forvet, forvet arkası oynayabiliyor. Pearce ise, esas olarak savunmanın solunda olmak üzere, her iki kanatta da görev yapabilme özelliğine sahip.

Bu iki oyuncunun takıma uyumunu ve performanslarını hep birlikte izleyeceğiz, ama hızla takıma adapte olmaları kimseyi şaşırtmamalı.

Bursaspor, çok büyük bütçelerle, büyük sesler getiren transferler yapmıyor; ama takıma doğrudan katkı sağlayacak hamleler yapıyor. Çok büyük paralar harcamadan da, iyi bir organizasyon ortaya çıkarılabileceğinin örneklerini sergiliyor Bursaspor...

Taraftar ve kent bu tabloyu iyi okumalı; sebat edilmeli, sabredilmeli; her hamlede taşlar biraz daha yerine oturuyor. Yetenekli oyuncularla geniş, alternatifli bir kadro yaratılıyor. Bu hem takıma başarı getirecek, hem de kente...

Yeter ki, perde arkasında kamuoyuna yansımayan(neyse ki) ayak oyunları artık sona ersin...
...

Devamını okuyun...>>

15 Ağustos 2009

Bu Bizans oyunlarını çok gördük…

Özcan YAZICI

Öyle anlaşılıyor ki, kim ne derse desin Sercan Yıldırım’ın transfer “hikayeleri” daha uzunca bir süre bitmeyecek.

Klüp başkanı “satmayacağız” diyor, teknik direktör “hayır satmayacağız” diyor, taraftar satılmasını istemiyor ve futbolcu sözleşme süresini uzatarak kulübe bağlılığını teyit ediyor…

Ama Sercan’ın transfer dedikoduları İstanbul gazetelerinin sayfalarını süslemeyi sürdürüyor…

Galatasaray’ın Elano transferiyle namlı yöneticisi Haldun Üstünel, Küçük Sanayi Sitesi’nde bir restaurantta Sercan’ın babasıyla yemek yemiş…

Sonra ne olmuş; gelsin transfer haberleri…

Şimdi birkaç soru sorup, yolumuza devam edelim:

Üstünel, sözleşmesini daha yeni uzatmış olan ve teknik direktörünün, klüp yönetimin “satmayacağız” dediği daha 3 yıllık sözleşmesi bulunan bir futbolcunun babasıyla niye buluşur?

Dahası sözleşmesini daha bir ay önce uzatmış olan bir futbolcunun babası transfer dedikodularına niye bulaşır?

Bu soruların yanıtını idrak edebilmek için “Bizans oyunları” hakkında tarihsel bilgiye sahip olmanız gerekir…

“Bir yemekten ne çıkar, bu kadar konuşulmaya değmez” diyorsanız, yazıyı buraya kadar okuduğunuz için size teşekkür etmeliyim.

Ama itiraf etmelisiniz ki, bundan sonrasını da okuyacaksınız.

Okuyorsunuz da zaten…

Çünkü bir atasözüne dönüşen “burası Türkiye” deyişinin hakkını verecek kadar işlerin ve hayatın “bir yemek doğallığı ve masumiyetinde” bitmediğini, dönmediğini bilecek kadar Türkiye tecrübesine sahipsiniz…

“Doğal olan” bir transfer görüşmesi yapmaksa, bunu gider usulüne göre yaparsınız…
Tabii, usül deyince “burası Türkiye”ye uygun usüller devreye giriyor, usülünce!...

Deniyor ki, Kenan Yıldırım aynı zamanda oğlu Sercan’ın da Menajeri. Öyle mi değil mi bilmiyoruz. Futbol Federasyonu’nun sitesinde de temsilcisinin kim olduğu gözükmüyor.

Diyelim ki öyle, babası menajeri, iyi de daha birkaç hafta önce sözleşmesini uzattığına göre Sercan, herhalde bunu “menajerinden” habersiz yapmamıştır.

Uzayan sözleşmeyle birlikte Sercan Bursaspor’da 3 yıl daha kalacaksa, baba Yıldırım nasıl bir transfer görüşmesi yapabilir?

Eğer Haldun Üstünel’in babayla görüşme isteği gerçekten Sercan’ı transfer etmekse, herhalde önce bütün ipleri elinde tutan Bursaspor yönetimiyle görüşmesi doğal bir mantık değil mi?

Öyle mi yapmış Üstünel; bilen varsa bizimle de paylaşsın öğrenelim…

Yeni soru ve yanıtlarla devam edelim:

Sercan’ın en büyük taliplisi olduğu sanılan Fenerbahçe’nin “Bizans oyunlarındaki” rakibi Galatasaray, Sercan’ın bu takıma gitmesini istememektedir. Yoksa Üstünel’in amacı transfer yapmak değil de, transfer yapılmasını engellemek midir?

Evet, öyledir; aksi olsaydı, Bursaspor yönetiminin kapısını çalar, klüple anlaşır ve futbolcunun yolunu tutardı. Ancak gördük ki, son vakada “yol” Bursaspor Klübü’ne değil, Küçük Sanayi Sitesi’nde bir restauranta çıktı.

Eğer transferi mümkün değilse – ki öyle olmadığını söyledik zaten - ve Fenerbahçe’ye gitme olasılığı varsa, “yalancı taliplikle” bunun Fenerbahçe’ye maliyetini artırmaktır. Talipmiş gibi hareket edip, rakibi paniğe sokmak ve kasasından çıkacak rakamı büyütmek, bir başka gaye olabilir mi? Gayet mantıklı…

Gerçekleşme olasılığı olmasa bile, “üç vakte kadar” Galatasaray’a transfer teklifinde (vaadinde) bulunup, bu yönde uçuk kaçık transfer fiyatları zikredip, baba üzerinden futbolcunun bilinç altına yerleşmek. Alıp kendin oynatamıyorsan, almadan da kendine karşı da oynatmayabilirsin.

Ya da Üstünel, gerçekten de Sercan’ı Galatasaray’a transfer etmek için samimidir ve bunun için “yol yordam” önermiştir. Bunun için futbolcuya iştah kabartacak bir “rakam” telaffuz etmek yeterli olabilir, mi acaba?

Bilemem…

Bol sıfırlı rakamları görünce, dar günlerde geçen hayatın ardından insan dimağının nasıl refleks üretebileceğine ilişkin futbol tarihine düşülmüş çok not var…

Ben yine de kimseye ithamda bulunmak istemem…

“Yol yordam” konusunu da sormayın, hayal gücünüzü kullanın…

Şimdi, “alt tarafı bir yemek, ne çok spekülasyon ürettin, ne var bunda, yemek yemişler işte” diyerek ısrar etmeyin!..

Gidin bir sorun, eğer yemeğin parasını baba Yıldırım ödemişse bu söylediklerinizin önünde saygıyla eğilirim; naçizane bir nezaket örneği ve misafirperverlik vuku bulmuş derim…

Ama daha Bursaspor’la 3 yıllık sözleşmesi olan bir futbolcunun babasının “iş bitiriciliğiyle” nam salan bir İstanbul takımının yöneticisiyle yediği yemeğin faturasını o yönetici ödemişse...

Bundan sonrası size kalmış…

Artık ne dememi bekliyorsunuz…

Yazının başına dönebilirsiniz…


Devamını okuyun...>>

12 Ağustos 2009

Dudaklara dökülmeyen, sahada esen şampiyonluk rüzgarı...

Bursaspor, Süper Lig'e süper başladı ve ilk maçında sahasından galibiyetle ayrılmasını bildi.

Süper olan yalnızca 2-1'lik skora dayalı bir galibiyet değildi kuşkusuz...

Anlatmaya çalışalım...

Maça ilişkin, oyuncuların performasına ilişkin çokça şey okuyup dinlediniz, bunları tekrarlamanın bir yararı yok.

Hemen her yorum geçen sezonun ikinci yarısına, yani Ertuğrul Sağlam'ın takımın başına gelmesiyle birlikte başlayan sürece göndermede bulunuyor.

Evet, bu yorumların da hemen hepsi doğru:

Sağlam iyi bir kadro kurdu; bir iki sıkıntılı duruma rağmen yönetimle uyumlu, taraftarla "adam gibi adam" sloganı üzerinden sıcak bir ilişki kuruldu; medyada da eleştirmek isteyenler bile pek gerekçe bulamıyor ve "fısıldayarak" konuşuyor.

Hepsinden önemlisi de takımda müthiş bir özgüven gelişti...

Kasımpaşa maçına bakıldığında geleceğe ilişkin neler söylenebilir?

Birincisi, taraftar bu sene de inisiyatifi ele almış durumda.

Malum, önceki senelerde de inisiyatif taraftarın elindeydi ama yönetim ve futbolcularıyla, özetle kent kurumlarıyla geriden geliyordu...

Kenti yönetenlerin özlemleri, arzuları ve azimleriyle taraftarın ki başka yönlerdeydi...

Şimdi aynı yönde mi?

Bunun aksini ispat edecek bir işaret ortaya çıkana kadar öyle olduğunu söylemeliyiz...

Bunun pozitif bir sonuç mu yoksa negatif bir sonuç mu yaratacağı da yine taraftarın elinde. Geçen sene kupa maçında oynanan Fenerbahçe maçındaki örnekte de olduğu gibi dün Bursaspor sezonun ilk golünü atamadan kalesinde ilk golü görmesiyle taraftar böyle bir durumu kabullenmeyeceğini stadı yerinden oynatarak gösterdi. Futbolcular da bu tabloya kayıtsız kalmadılar ki, kalamazlardı da zaten.

Haliyle, taraftarın bu sezon etkisinin pozitif olacağını söyleyebiliriz.

İkincisi, bakmayın siz yönetim ve Sağlam ve hatta futbolcuların şampiyonluk laflarını etmemelerine, Kasımpaşa maçındaki hırs, arzu ve tempo dudaklara dökülmeyen şampiyonluk hayalinin takımın tüm bedeninde dolaşmaya başladığını açıkça gözleniyordu; şampiyonluk gelir ya da gelmez o ayrı mesele...

Ama bir takımı şampiyonluğa götürecek bir güç şu anda kentin ve takımın "damarlarında" dolaşmaya başlamış durumda. Bunu anlamak için, Bursaspor'un yediği gole ve buna yönelik mukavemete bakmak bile yeterli.

Ne taraftarlar ne de futbolcular bu golün altında ezildi ve bu gölü fazlasıyla rakibe iade etti!

Bu durum, karakteristik olarak zirveye oynayan "organizasyonların" ve bu organizasyonlar etrafında oluşan halenin tezahürüdür.

Bu bir ilk işaretti, sezon boyunca "kudretli" olunacağına ilişkin ki bu hal takıma inancı ve özgüveni biraz daha perçinledi...

Şimdi bu hafta bu sözlerin sağlaması yapılacak; pazar akşamı Eskişehir Atatürk Stadı'ndan çıkacak sonuç ve oyunun niteliği biraz daha bize fikir verecek...

Devamını okuyun...>>

08 Ağustos 2009

Bu yıl hiçbir şey eskisi gibi olmayacak?


Hiçbir sezon olmadığı kadar, büyük umutlarla başlıyor lige Bursaspor ve hiçbir sezon olmadığı kadar yönetim, teknik heyet, futbolcu ve taraftar bu sezonki gibi birleşmemişti; coşku, heyecan, aynı kanın aynı bedende dolaşması gibi, bu kentte dolaşmamıştı...
Yönetim büyük başarı istiyor, teknik heyet de öyle, futbolcular bunun için yeşil çimlere çıkmak içir sabırsızlanıyor, taraftar ise çoktan hazır tribünleri inletmek için.
O halde çalsın artık şu ilk düdük...
Gösteri başlasın!..





Devamını okuyun...>>
 

blogger templates | Futbol 16